<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinan Yağmur Resmi Web Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.sinanyagmur.com.tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinanyagmur.com.tr</link>
	<description>Aşkın Gözyaşları Yazarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Mar 2012 08:58:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Aşkın Gözyaşları Kimya Hatun</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-kimya-hatun/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-kimya-hatun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2011 07:13:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları 3]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları kimya hatun]]></category>
		<category><![CDATA[kimya hatun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=372</guid>
		<description><![CDATA[Aşkın Gözyaşları Kimya Hatun’dan * Mürşid, sana gelen değil seni sana getirendir. Ben ki Şems her göze gözükenim ancak sadece hasrete hasret kalan gönüllere erenim. Tasavvuf yolcusu önce yola gelmelidir ey Kimya, şimdi söyle yolcu musun, yol mu? * Yolun &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-kimya-hatun/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-383" title="askin-gozyaslari-iii-kimya-hatun-1320130364" src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/09/askin-gozyaslari-iii-kimya-hatun-1320130364-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" />Aşkın Gözyaşları Kimya Hatun’dan</p>
<p>* Mürşid, sana gelen değil seni sana getirendir. Ben ki Şems her göze gözükenim ancak sadece hasrete hasret kalan gönüllere erenim. Tasavvuf yolcusu önce yola gelmelidir ey Kimya, şimdi söyle yolcu musun, yol mu?</p>
<p>* Yolun var mı da yoldaş bulamadım diye feryat ediyorsun?Gönlüne erdin mi de gönüldaşım nerede diye szlanıyorsun? Önce kendini bir bul bakalım! Ayağında diken yarası olmayan sinesine gül kokusu süremez.</p>
<p>*Kimya: İnsanları anlamakta zorlandığım anlar olmuyor değil. Rabbim iyilik ve güzellikleri bedava sunarken insan gidip çirkin ve kötülüğü şeytandan satın alıyor, üstelik ruhunu satarak.<br />
Şems: İşte kulluğun değeri de buradan geliyor ya.Aşk varsa bahtında sana gelen ayağı ile değil yüreği ile gelir ve bedel ödeten her şey aşk tahtında hiçleşir.</p>
<p>*Anlayın beni, anlayın ey aşka sadık kadınlar. Siz Şems’i sadece duydunuz da aşık oldunuz ya benim yerimde olsanız nasıl lime lime ciğerinizin dağlandığını görürdünüz. Ben bir kokusu ile vurgun yedim br de benim kadar Şems’e ayan olsanız ne kıyametler devirirdiniz: “Şems’im neredesin “? diye..<br />
<span id="more-372"></span></p>
<p>“Şems! Ey seyyarelerin en tekinsizi! Çarpacak bir beni mi buldun? İyi ki beni buldun. Hoş âmedî! Hoş âmedî! Seni arıyordum Şems! Ama dağıla dağıla. Seni bekliyordum Şems! Ama savrula savrula…<br />
Allahım beni Şems ile yarala! Öyle yarala ki akan gözyaşlarım cehennemi söndürsün. Ağlamaktan kör olup görmesem de cennetini. Sen varsın ya!<br />
Şems, Kimyanın yüzüne doğru eğilirken, pencereden bir ışık huzmesi süzüldü odaya. Oda göz kamaştıracak bir şekilde ışıkla dolmuştu. Bir gül kokusu yayıldı odanın her yanına. Kimya başını pencereye doğru çevirdi. Hemen ayaklarını dizlerine, dizini ise karnına doğru çekti. Tıpkı bir bebeğin anne karnında durması gibi. Kimya yatağın içinde doğrulmaya çalıştı. Tebessüm etti. Dudağından; “Efendimiz&#8230; Efendimiz&#8230;”<br />
Başı yastığın sağ ucuna düştü.”<br />
Herkes kendi yüreğinin diline uygun kitaplar okur. Bu kitapta okuyucu, içinin içtenlikle dolu sesini duyacaktır. Her bir bakışı ömrünün Şemsini arayan, her bir adımı özünün aşk kapısını aralayan, Kimyanın sessiz ağıtına aşkın gözyaşları ile katılan, o saf yüreklerini okuyacaklar.<br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/edebiyat/roman-yerli/askin-gozyaslari-iii-kimya-hatun.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-kimya-hatun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinan YAĞMUR&#8217;un Tavsiye Ettiği Kitaplar</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/sinan-yagmurun-tavsiye-ettigi-kitaplar/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/sinan-yagmurun-tavsiye-ettigi-kitaplar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 06:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[Sinan YAĞMUR&#8217;un Beğeni Okuduğu ve Gönülden Tavsiye Ettiği Kitaplar&#8230; DR. Ender Saraç &#8211; Son Bedirhan Gökçe &#8211; Sen Uyurken ben Ahmet Küçükkernic &#8211; Ayrık Canan Tan &#8211; Son Kitap Cemalnur Sargut Kahraman Tazeoğlu &#8211; 20. Yüzyılın Prensesi Oylum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/sinan-yagmur-199x300.png" alt="" title="sinan-yagmur" width="199" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-196" /><br />
<strong>Sinan YAĞMUR&#8217;un Beğeni Okuduğu ve Gönülden Tavsiye Ettiği Kitaplar&#8230;</strong></p>
<p>DR. Ender Saraç &#8211; Son</p>
<p>Bedirhan Gökçe &#8211; Sen Uyurken ben</p>
<p>Ahmet Küçükkernic &#8211;  Ayrık</p>
<p>Canan Tan &#8211; Son Kitap</p>
<p>Cemalnur Sargut</p>
<p>Kahraman Tazeoğlu &#8211; 20. Yüzyılın Prensesi Oylum</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/sinan-yagmurun-tavsiye-ettigi-kitaplar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihimi Çok Seviyorum</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/tarihimi-cok-seviyorum/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/tarihimi-cok-seviyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:50:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Azmi Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihimi Çok Seviyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Önsöz Tarihi hikâyeler, milli ve manevi kimliğimizi oluşturmamızı sağlar. Maalesef bugün tarih dokusundan ve manevi kokudan mahrum, boş, hedefsiz, değerlerine yabancılaşan bir topluma dönüşmekteyiz. Ünlü tarihçilerimizden Prof. Dr. Osman Turan’ın, “Milletlerin geleceği için tarih yazmak yapmak kadar önemlidir.” sözü tam &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/tarihimi-cok-seviyorum/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-187" title="tarihimi-cok-seviyorum" src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/tarihimi-cok-seviyorum-195x300.jpg" alt="" width="195" height="300" />Önsöz<br />
Tarihi hikâyeler, milli ve manevi kimliğimizi oluşturmamızı sağlar. Maalesef bugün tarih dokusundan ve manevi kokudan mahrum, boş, hedefsiz, değerlerine yabancılaşan bir topluma dönüşmekteyiz.</p>
<p>Ünlü tarihçilerimizden Prof. Dr. Osman Turan’ın, “Milletlerin geleceği için tarih yazmak yapmak kadar önemlidir.” sözü tam anlamıyla gerçeği yansıtıyor. Çünkü, yapılan bir iş kayda geçirilmemişse mutlaka unutulacak ve amacından saptırılarak değişik yorumlamalara sebep olabilecektir. Ama, yazılan tarihin mutlaka okunması ve ibret alınması gerektiğini unutmamak kaydıyla! Bu arada, “Türklerin tarih yapmaktan yazmaya vakit bulamadıkları” görüşü de yaygındır. Özellikle eski dönem Türk Tarihi hakkında daha çok yabancı kaynaklardan bilgi alınabilmesi de bunu doğrulamaktadır. Ancak konumuz o değil. Biz bir tarih de yazmıyoruz. Yalnızca; yazılmış ve yazılmakla kalmayıp destanlaşmış olan şanlı tarihimizin sayfaları arasında dolaşmak, dolaşırken de sizlere arkadaşlık etmek istiyoruz.<br />
<span id="more-186"></span><br />
Her zaman ve her yerde “Çocuklar bizim geleceğimiz” demekten geri kalmıyoruz. Ama ne yazık ki, geleceğin ancak ve ancak bir temel üzerine oturabileceğini, bu temelin de geçmişimizde olduğunu unutuyoruz. Yeni nesilin önündeki korkunç tehlike: Geçmiş ile kendisi arasındaki köprüden mahrum kalıp kendine yabancılaşması…</p>
<p>Hâl böyle olunca, birilerinin ortaya çıkıp; tarihimizi sevdirici çalışmalar yapması gerekiyordu. Bu çalışma, adından da anlaşıldığı gibi, engin tarihimizden derlediğimiz hikâye tadında damlalardan oluştu. Tarihe merak saran, Türk tarihini seven herkesin bu kitabı ilgi ile okuyacağını umuyor ve değer vereceklerine inanıyorum.<br />
Sinan YAĞMUR</p>
<p>Arkasöz<br />
Artık şurası kesin gibi: Modernizm denilen küresel heyula hilkati zorlayıp bütün farklılıklarımızı, bütün değerlerimizi ve bütün zenginliklerimizi önemsizleştirerek bütün insanlığı tek bir potada eritmek ve tek tipleştirmek istemektedir. Ta ki hepimiz bütün insanlık &#8220;tüketim köleleri&#8221; olsun ve dünyanın efendilerinin makinelere bilgisayarlara ürettirdiklerini biteviye tüketsin. Sanki bize pazarladıklarını elde edebilmek için tereddütsüz her şeyini feda etmeye hazır bağımlılar gibi yapmak istiyorlar hepimizi. Bizim ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, neleri seyredip dinleyeceğimize ve nasıl bir 24 saat yaşayacağımıza artık onlar karar veriyorlar, biz uyguluyoruz Bunun için küresel bir sur üfleniyor ve hepimiz çağdaş tüketim mabedleri alışveriş merkezlerine koşuyor, en üst katlardaki sinemalarda ya da televizyonlarda efendilerimizin bizler için hazırladıklarını modeller üzerinde görüyor, canhıraş gayretlerle ve alt katlara iniyor, satın alıyor, alıyor alıyor, tüketiyor, tüketiyor, tüketiyoruz. Artık kendilerine benzemek için her şeyimizi feda etmeye hazır olduğumuz o modeller, şarkıcılar, sporcular şimdi bizim yeni kahramanlarımız.</p>
<p>Bir zamanlar dünyanın farklı yerlerinde milyonlarca insanlar binlerce farklı kültürler bulunurdu. Renk renk, desen desen gökkuşağı ihtişamında değerlerimiz vardı. Her bir topluluğun, her bir kültürün kahramanları vardı ve birbirlerinden farklı idi. İnsanlar hayatlarını yaşarken kahramanlarını örnek alırlar ve onlara benzemeye çalışırlardı. Hiç kimseye bu yaptığınız taklit denmezdi. Belki gerçekte böyle bir kahramanlar da olmayabilirdi. Toplumsal tahayyül ortak değerleri yaşayan, ortak bir şahsiyet dahi üretmiş olabilir, bizde o kahramanlardan, o kahramanlarda bizlerden bir şeyler bulunurdu. Herkes hayaller kurar, her biri birer kahraman olurdu.</p>
<p>Şimdi kahramanlarımız da hayallerimiz de tek tipleşti. Artık küresel kahramanlarımız var. Şimdi herkesin kendisine ait bir Hz Hamza&#8217;sı yok. Şimdi artık hepimizin Hz Hamza&#8217;sı Antony Quinn. Yeryüzünde tek biz kalsak buna direnmeliyiz. Ne kahramanlarımızı ne hayallerimizi dünyaları verseler değişmemeli, çocuklarımıza kendi kahramanlarımızı anlatmalı ve kendi hayallerini kurdurtmalıyız. İşte bu yüzden elimizdeki çalışma önem arz etmektedir. İşte bu yüzden &#8220;tarihimizi çok seviyoruz&#8221; O halde eğer şimdi yatma vaktiyse bu kitaptan her çocuk kendine bir kahraman seçsin ve yavrumuzun yatağının başucunda beraberce kahramanlarımızla hemhal olup, hayallerimizi zorlayalım. Direnelim.</p>
<p>Prof. Dr. Azmi Özcan</p>
<p>Barkod : 9789944636346<br />
Boyut : 16&#215;23<br />
Sayfa Sayısı : 304<br />
Basım Yeri : Bahar Yayınevi<br />
Basım Tarihi : 2011<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur<br />
Dili : Türkçe<br />
Kitabın Resmi Web Sitesi: www.tarihimicokseviyorum.com</p>
<h2>Kitabın İlk 10 Sayfası:</h2>
<div id="thethe-tabs-1" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-1">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-2">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-3">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-4">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-5">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-6">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-7">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-8">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-9">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-1-10">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-1-1">KUTLU METE HAN<br />
<img title="kutlu-mete-han" src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/kutlu-mete-han-251x300.png"><br />
Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzüne katarak çalışıyor, Hun Türklerinin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden tedirgin olmaya başlamışlardı. Mete Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek onun çok sevdiği atını istetti.</div><div id="thethe-tabs-1-2"><br />
Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultay’ı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi. Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:</p>
<p>“İstenilen bu at bana aittir. Kendime ait bir mal için milletimi savaşa sürükleyemem. Atım milletim için feda olsun!”<br />
At, Çin’den gelen elçiye teslim edildi ve gönderildi.</p>
<p>Ancak, Mete Han’ın bu hareketi düşmanın cesaretini artırmıştı: Yeni bir elçi göndererek Mete Han’ın hizmetinde bulunan ve onun çok önem verdiği kadınlarından birini istediler. Durum Kurultay’da görüşüldü ve kadının gönderilmemesi şeklinde bir karar oluştu. Son olarak Mete Han söz aldı ve şunları söyledi:</p>
<p>“Evet, bu kadın benim için çok değerlidir ama, milletim için feda etmekten çekinmem doğru olmaz. Kendi menfaatim için savaşı göze almak milletin kaderiyle oynamaktır. Atım gibi onu da milletime feda ediyorum!”</p>
<p>Artık Çinliler iyice şımarmışlardı. Mutlaka bir savaş sebebi bulmak ve daha fazla güçlenmeden Hun Türklerini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Elçilerini tekrar gönderdiler ve bu defa, iki ülke arasında bulunan bir toprak parçasını istediler. Mete Han konuyu Kurultay’a getirdi. Durum görüşüldü ama bu defa farklı bir karar çıktı: Daha önce Mete Han’a mahcup olan<br /></div><div id="thethe-tabs-1-3"><br />
Kurultay üyeleri, “verimsiz bir toprak parçasını düşmana vermekten ne çıkar” görüşünü benimsediler.<br />
Bunun üzerine Mete Han ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:</p>
<p>“Ey gün görmüş ihtiyarlar! Şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. Şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve  atanımızın bir parçasıdır. Söyler misiniz, kimin malını kime veriyoruz? Artık savaş kaçınılmaz olmuştur. Herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!”</p>
<p>Kurultay üyeleri Mete Han’a bir defa daha mahcup olmuşlardı. Hemen hazırlıklara girişildi. Mete Han, kısa zamanda toplanan ve savaşa hazır hale gelen ordusuna şöyle seslendi:</p>
<p>“Vatanı için her an ölmeye hazır olan kahramanlarım! Artık düşmana verilecek bir şeyimiz kalmadı. Şimdi onlara oklarımızla, kargılarımızla ve kılıçlarımızla cevap vereceğiz. İl Beyleri, Boy Beyleri, askerlerim! Hedefiniz Çin ülkesidir; haydi, yürüyün!..”</p>
<p>Bu, Mete Han’ın kurduğu ve dünyanın ilk düzenli ordusunun ilk büyük seferiydi. Bu sefer, adına ve kumandanına yakışır bir şekilde zaferle sonuçlandı. Çok geçmeden Mete Han’ın daha önce Çin’e gönderdiği atı ve kadını da kurtarıldı.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-4"><br />
<strong>ATİLLA</strong><br />
<img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/atilla.png" alt="" title="atilla" width="330" height="427" class="alignnone size-full wp-image-239" /><br />
Avrupa’ya giden Hun Türklerinin lideri olan Atilla Batı Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan Roma’ya doğru yürüyordu. Yol üzerinde bulunan Troyes şehrine geldiği zaman; şehrin muhafız komutanı olan Piskopos Lüpus,kalenin üzerinden Atilla’ya seslendi:</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-5"><br />
“Sen kimsin ki tac ve tahtları atının nalları altında ezip yürüyorsun?”</p>
<p>Atilla bu sesin geldiği tarafa döndü ve cevabını verdi:</p>
<p>“Ben Allah’ın kırbacı ve kâinatın tokmağıyım!..”</p>
<p>Atilla, Avrupa’da aldığı şehirlerden birini gezerken; orada bulanan kiliseyi inceledi. Salonda büyükçe bir tablo bulunuyordu. Tabloda Atilla, taht üzerinde oturan Roma İmparatoru’na altın bir tepsi içinde hediyeler verirken tasvir ediliyordu.</p>
<p>Atilla, kilisenin rahibini yanına çağırdı ve tabloyu yapan ressamı derhal oraya çağırmasını söyledi.</p>
<p>Ressam geldiği zaman Atilla ona şöyle gürledi:<br />
- Atilla hiçbir imparatora vergi vermekte midir?<br />
- Hayır!..<br />
- O halde İmparatorun tahtına beni oturt; imparatorunu da önümde diz çökerek bana hediye verir şekilde düzelt ve huzuruma getir!</p>
<p>Tablo derhal yerinden indirildi ve ressama verildi. Ressam kısa zamanda Atilla’nın isteğini yerine getirdi.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-6"><br />
<strong>NE SOYUNURUM, NE DE SOYULURUM</strong></p>
<p>Tolunoğlu Ahmet hiç yoktan devlet kurmuş bir Türk’tür. Mısır’a sultan olmasını da Türklük karakterindeki kahramanlığa borçludur.</p>
<p>Bulunduğu kervanı bedeviler soyuyordu. Sıra kendisine gelince şöyle dedi:</p>
<p>“Ben Türk’üm&#8230; ne soyunurum, ne de soyulurum!” Ve kılıcını çekerek bedevileri önüne katarak kovaladı.</p>
<p>Kervanda Bağdat halifesinin kıymetli eşyaları da vardı ve bu sebeple Tolunoğlu göze girdi ve yükseldi.</p>
<p>Mısır’a vali olarak gönderilen Tolunoğlu Ahmet, Abbasilere karşı bağımsızlığını ilan ederek kendi devletini kurdu.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-7"><br />
<strong>SEN TÜRK DEĞİLSİN..</strong><br />
Tolunoğlu Ahmet, oğlunu Mısır’da bıraktı. Kendisi devletini Suriye ve Filistin’e kadar büyütmek istiyordu. Ancak oğlu Abbas isyan edip devleti ele geçirdi.</p>
<p>Tolunoğlu telaş etmedi. İşini tamamladıktan sonra Mısır’a döndü, gönderdiği kuvvetle oğlunu yakaladı. Oğlunun suç ortaklarını da yakalattıktan sonra hepsini toplayıp şöyle dedi:</p>
<p>‘İşte seni uçuruma götüren dostların&#8230; Kendi elinle bunların ellerini ve ayaklarını keseceksin!”</p>
<p>Abbas bu emri yerine getirmeye davranınca, dünya babasının başına yıkıldı ve şöyle dedi:</p>
<p>“Sen benim oğlum değilsin; çünkü bana isyan ettin. Fakat Türk de değilsin; çünkü canlarını senin için feda etmeye razı olan bu adamların ellerini ayaklarını kesmeye hazırlanıyorsun. Türk, dostunu incitmez, sen Türk olamazsın!”</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-8"><br />
<strong>GAZNELİ MAHMUT VE TÜRK TÖRESİ</strong><br />
<img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/gazneli-mahmut.png" alt="" title="gazneli-mahmut" width="370" height="458" class="alignnone size-full wp-image-245" /><br />
Hindistan’a yaptığı seferlerin adedi konusunda değişik rivayetler bulunmaktadır. On altı sefer yaptığı kesindir; Hindistan’a otuz sefer yapıldığını yazan tarihçiler de vardır.</p>
<p>Sultan Gazi Mahmut, Hindistan’a yaptığı her seferden zaferle</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-1-9"><br />
döndü. On altıncı seferde Gucarat’ı ele geçirdi; bu durumda Hindistan’ın tamamı ele geçirilmiş oluyordu.</p>
<p>Sultan Mahmut, merhamet ve sevgide de çok ileri boyutlardaydı. </p>
<p>Vali Aslan, Cazip Sultan Mahmut’a bir teklif götürdü:</p>
<p>“Sultanım! Bundan böyle yakaladığımız Oğuzların sağ el başparmaklarını keselim. Böylece parmakları kesilen Oğuzlar, bir daha ok atamayacak, mızrak kullanmayacaklardır.</p>
<p>Valinin bu teklifi, Sultan Mahmut’u hiddetlendirdi ve şöyle dedi:</p>
<p>“Türk töresini bilmez misin sen; bizim esirlere kötü davrandığımızı nerede gördün?”<br /></div><div id="thethe-tabs-1-10"><br />
<strong>SEN BU ÜLKEYE PADİŞAH OLALI..</strong><br />
Sultan Mahmut bir gün tebdil-i kıyafetle dolaşırken bir grup delinin perişan, dağınık ve laubali bir şekilde dolaştıklarını görür. Sultanın gözü bir deliye takılır. Deliyi yanına çağırtır:</p>
<p>“Gönlün ne ister” diye sorar.</p>
<p>Deli,</p>
<p>“Gönlüm bir pişmiş koyun kuyruğu ister&#8230;” diye yanıtlar. Sultan Mahmut deliyi imtihan etmeyi düşünür ve bu maksatla emreder. Bir pişmiş şalgam getirirler. Deli şeker helvası gibi tam bir iştahla o pişmiş şalgamdan yemeye başlar. Sultan dönüp seslenir:</p>
<p>“Nicedir divane?.. Kuyruk istediğin gibi mi? Ve arzu ettiğin gibi pişmiş mi?”</p>
<p>Deli cevap verir:</p>
<p>“Evet, güzel pişmiş; amma sen bu ülkeye padişah olalı, kuyruğun bile yağı, tadı ve lokmanın lezzeti kalmamış!”<br /></div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/tarihimi-cok-seviyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Gözyaşları &#8211; II (Hz. Mevlana)</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-2-hz-mevlana/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-2-hz-mevlana/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:38:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları hz mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[hz mevlana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[Ömrüm boyunca kaç kitap okudum bilmiyorum, lakin Aşkın Gözyaşlarını okuduktan sonra anladım ki, meğerse ben hiç kitap okumamışım ve kara cahilmişim, &#8220;Şems ve Mevlana&#8221; hakkında&#8230; Teşekkürler Sinan hocam&#8230; Murat Göğebakan En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-2-hz-mevlana/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-179" title="askin-gozyaslari-2-hz-mevlana" src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/askin-gozyaslari-2-hz-mevlana-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" />Ömrüm boyunca kaç kitap okudum bilmiyorum, lakin Aşkın Gözyaşlarını okuduktan sonra anladım ki, meğerse ben hiç kitap okumamışım ve kara cahilmişim, &#8220;Şems ve Mevlana&#8221; hakkında&#8230;<br />
Teşekkürler Sinan hocam&#8230;<br />
Murat Göğebakan</p>
<p>En mahrem bir gecenin, en matemli anında akıyordu gözyaşları. Sırların habercileri, hızına yetişemiyordu gözyaşlarının. Çok konuştuk, biraz da susalım. Susalım ve ağlaşalım. Aşkın Gözyaşları sağanağında, yitik cennetimize yol bulalım.</p>
<p>&#8220;5 Aralık 1273; Mevlâna gördüğü rüya ile kan ter içinde uyanır.<br />
Şems’in seneler önce kaldığı odaya girer.<br />
Taş duvarlar, tahta sedir, acem kilimi, odada her ne varsa hepsi Şems kokmaktadır.<br />
Bakışları duvarda gezinir.<br />
Senelerdir, hiçbir şeyin asılı olmadığı duvarda, bir levhayı fark eder.<br />
Okur yazıyı, kopar çığlık, atar kendini avluya.<br />
Karla kaplı taş zemine, yüzüstü düşüp bayılmıştır.&#8221;<br />
<span id="more-178"></span><br />
Barkod : 9786051130408<br />
Boyut : 13&#215;21<br />
Sayfa Sayısı : 272<br />
Basım Tarihi : 2011<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur<br />
Kitabın Resmi Web Sitesi: www.askingozyaslari.net<br />
<h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-2" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-11">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-12">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-13">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-14">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-15">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-16">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-17">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-18">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-19">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-2-20">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-2-11"></p>
<p><strong>MUKADDİME ! AŞK</strong><br />
Mevlâna yalnızca Konya&#8217;nın değil, bütün bir Anadolu&#8217;nun, bütün İslâm diyarının sevgilisi, gönüller sultanı olmuştur. Ne ki bu sultana da bir gönül gerektir. Kendini seyredebileceği bir ayna; kesret içinde vahdeti, çok içinde Tek&#8217;i yakından seyredeceği; belki de kendi aynasını arıtabileceği, cilalayabileceği bir hakikat aynası&#8230; Dâimi arayışlar, keder buharıyla bulandınyordu aynayı ve berraklığı üzüntü tozuyla yitirilmekteydi. Cilalanmazsa bir ayna güzelliği nasıl gösterebilsindı ki?..</p>
<p>Garip bir yabancı kesmişti yolunu atının dizginine yapışarak. Sualler soruyor, cevaplar istiyordu ondan. Hayır hayır, soru değildi bunlar derûnî fırtınaların salıverilmesiydi zirv elerden. Cevap cevap değildi belki ömürlük sırların kelimelerde köpürmesiydi. Aralarında öyle rûhânî bir eneıji akışı vardı ki soran ne sorduğunu,cevabı veren de neyi cevapladığını bilmiyordu. Konuşanlar lisan değil kalp idi, konuşulanlar mesele değil ilham idi. Şekil, tarifini kaybetmiş bir tasvir olmuştu; renk özünü yitirmiş bir hayale dönmüştü. Hangisi avcıydı, hangisi av; hangisi avlayandı hangisi avlanan? İki denizin kavuşmasına benzetenler bu benzetmede haklıydılar. Aşk havuzunu kurutan Şems, onu gözyaşıyla doldurması gereken Mevlâna. Şehri harap edecek olan Şems, onu imar edecek olan Mevlâna&#8230;<br /></div><div id="thethe-tabs-2-12"></p>
<p style="text-align: center;"><strong>ÂİLEM</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Süleyman &#8216;ın tahtı toprak, Belkıs &#8216;ın tacı toprak Ben<br />
aşkım göziinı, göklerin üzerinde, tenim toprak. Aşkın<br />
bulutlarından gözyaşı dökmesini bil ki, senin gözyaşlarında<br />
topraklarda gül bahçesi yeşertsin.</em></strong></p>
<p>Çocukluğum ve gençliğim ferah ve huzur dolu bir çağın içerisinde yeşermedi. Katliam ve kargaşa&#8230; Kardeş kavgaları, siyasî otorite boşluğu, mezhep çatışmaları, cemaat kavgaları, hizipçilik, isyanlar, sapık ve batıl düşüncelerin yayıhması gibi buhranlı bir devrin gölgesinde geçti. Bilgin bir babanın, sâliha bir annenin çocuğu olmak bahtiyarlığımdı. Okuduğum kitaplar, feyz aldığım hocalar ile gönül dünyamı damla damla dolduruyordum.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun vaziyeti hiç de iç açıcı değildi. Bir yandan iç karışıklıklar, taht kavgaları, diğer yandan Moğol zulmüne mâruz kalmış sevgiye, barışa ve huzura hasret kalmış Anadolu insanı.</p>
<p>Soyum, baba yönüyle Hz. Ebu Bekir (R.A.)&#8217;e dayanır. Celâleddin Hüseyin Hatibî, zamanının büyük bilginlerindendir. Babam Tacikistan&#8217;ın Vahş köyünde doğmuş birTürk&#8217;tür. İlim öğrenmek için diyar diyar<br />
dolaşır ve en sonunda &#8220;Ümmü&#8217;l-Bilâd&#8221; diye meşhur olmuş, şehirlerin anası sayılan Belh&#8217;e yerleşir, ilmi, irfanı ve hatipliği ile saray hocası olarak Sultan&#8217;a ilmi danışmanlık görevinin yanı sıra medresede talebeler de yetiştirmektedir. Bütün halkın saygı ile andığı &#8220;Sultan&#8217;ül Ulema&#8221; diye taltif edilir.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-2-13"><br />
Annem, Mümine Hatun, Belh Emiri Rukneddin&#8217;in kızıdır. Annem saliha bir kadındı. Züht ve takva içerisinde yaşayarak Allah&#8217;a karşı iyi bir kul, babama sâdık bir eş, ağabeyim Alaeddin ve bana müşfik bir anne oldu. En sıkıntılı zamanlarda bizlere dâima yardımcı oldu. Karaman&#8217;da kaldığımız yıllarda ciğerlerindeki rahatsızlıktan dolayı vefat etti.</p>
<p>Doğduğum şehir olan Belh, Eski ve Orta Çağ&#8217;da mühim bir şehirdir. Efsânelere göre Turan Hükümdarı Efrasiyab&#8217;ın başşehri, Zerdüştilerin kutsal şehri. Hint, Çin,Türkistan, iran ticaret yollarının kesiştiği ova.<br />
iskender&#8217;i görmüş. Budizm, Mecusilik, Hristiyanlık, Mani dinlerini, Ak Hunları tanımış. İslâm&#8217;ın erken döneminde Müslümanlar tarafından fethedilerek, İslâm dini ile tanıştırılmıştır. Abbasiler, Gazneliler,<br />
Büyük Selçuklular ve Harzemşah Türklerinin idaresi altında büyük gelişme göstererek oraların en büyük, en kalabalık şehri haline gelmiştir. Belh, Horasan ilinin tahıl ambarıdır. İlk kâğıt burada imal<br />
edilmiştir. Kâğıda, kültüre, medeniyete dost bir belde&#8230; Bu meziyetler ona &#8220;İslâm&#8217;ın kubbesi&#8221; unvanını yakıştırır. Ünlü vezir Nizamül Mülk&#8217;ün &#8220;Nizamiye Medresesi&#8221; ile de Belh, âlimlerinin cazibe merkezi olur. Bütün mezhepler ve meşreplere imkân sunan Belh, sûfî vâizleri, Hanefi fakîhleri, felsefe ve kelâmcıları ile meşhur olmuştur. Tasavvufun iklimi, buradan bütün Asya&#8217;ya ve Anadolu&#8217;ya yayılmıştır.</p>
<p>Belh&#8217;in etrafı yüksek surlarla çevrilidir. Öyle ki; bir kişi at ile surların etrafında dönüp dursa, günlerce bitiremez. Malzemesi sağlam, dik ve kaygan sivri surlardan sonra şehir istilalardan yana rahat bir nefes alır. Ta ki Cengiz Han&#8217;a kadar&#8230; Biz Belh&#8217;ten ayrıldıktan iki sene sonra Moğol ordusu Belh&#8217;e gelir dayanır. Surları geçmeleri imkânsızdır. Aylar geçer, şehrin düşmesi mümkün değildir. Cengiz Han, Belh&#8217;in kuzeyinde akan nehrin kolunun şehre doğru çevrilmesini ister. Aylar sonra nehrin yatağını değiştirir, sularını şehre salar, surlar yıkılır böylece şehir seller altında kalır. Moğollar kıtanın en görkemli şehrini yakar yıkar. Ayakta kalan birkaç yapıdan birisi de doğduğum evdir.</p>
<p>On iki yaşıma kadar yaşadığım Belh&#8217;te her çocuk gibi, zamana uygun; Kur&#8217;an, tecvit, hadis, hüsnü hat, cebir derslerini aldım. Ayrıca,</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-2-14"><br />
kahramanlık destanları, masallar, öğütler, hikâyeler, aldığım eğitim ve terbiyenin yardımcı unsurlarıydı. Yaşıtlarım gibi oyun oynamaktan hoşlanmazdım. Gece in cin uykuda iken, gökyüzünde keşiflerde<br />
gözlerimi dolaştırırdım. Günde bir öğün yemekle yetinir, oyuncak istemezdim. Aklım fikrim itaplardadır. Babamın misafirleri ile yaptığı ilmî meclislere severek katılırdım. Çocukluk arkadaşlarım Hüseyin ve Tarık ne kadar ısrar etseler de saklambaç, kör ebe gibi oyunlara katılmazdım. Okumayı ilk öğrendiğim üstadımdır babam. Onun yanında geçirdiğim anlar en mutlu anlarımdı. Babama öyle bağlıydım ki, gece gözüm uyku tutmadığında annemden hikayeler değil babamdan dini bilgiler dinlemek için ısrar ederdim.</p>
<p>Babamın medresesine gidip onu dinlemek çok keyif vericiydi. Medresedeki kütüphane, en çok sevdiğim yerlerin başında geliyordu, bir de Sahabe&#8217;den Hz. Ukkaşe efendimizin türbesine gidip orada<br />
aldığım huzur ile saatlerce düşüncelere dalmak, kendimi ve zamanı unutmak. Babam Hz. Ukkaşe&#8217;nin peygamberimizin mübarek sırtını öpebilmek için kurduğu planı anlattığında hayran kalmıştım ve<br />
bahçemizin yanındaki türbeye her gittiğimde onun kabrini öperdim, &#8220;Peygamberimizin kokusu var mıdır?&#8221; diye.</p>
<p>Ruhumda kalıcı, derin izler bırakan bu şehirden ayrılmak yazgımızdı. Belh&#8217;ten Konya&#8217;ya kadar on iki yıl süren hicretimiz başlıyordu. Gözlerim ağlamaklı doğduğum topraklara el sallayarak veda ediyordum. Babamın hemen yanında bir at üzerindeydim. Yolculuk boyunca hep babamın yanında gittim. Belh&#8217;ten sabah namazlarını kıjıp çıkmıştık. Kervan, öğle namazı için bir bağda konaklamıştı. Babam düşünceli bir şekilde bir ağacın altında oturuyordu. Yanına bağdaş kurup oturdum. Belh&#8217;ten niçin ayrıldığımızı sordum. Tek tek anlattı. Babam soru sormamdan çok hoşlanırdı. Buna güvenerek tekrar sordum:</p>
<p>- Babacığım, bu Moğol ve Harzemşah davasında kim haklı?</p>
<p>- Sıffin savaşındaki gibi bir hâl var evladım. Hz. Ali haklıydı, Muaviye de haksız değildi. Muhammed Harzemşah kötü bir idareci ve hatalarından ders almayan bir kuldu.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-2-15"><br />
- Baba, doğru kulluk yapmayı nasıl öğreneceğim?</p>
<p>- Kulluk dört duvar arasında olmaz oğlum. Uzun bir yolculuğa çıkacağız, kitaplarda göremediklerini gökkubbe ve yeryüzü kitabından gözlemeyi ihmal etme. Sosyal hayatın mesajları kağıtlara değil<br />
insanların alınlarına ve sokaklara yazılmıştır. Kulluk, olmakla olmamak arasında kalmamaktır. Ya ol, ya ol&#8230;</p>
<p>- Kervandakiler seni çok seviyorlar babacığım, memleketlerini, akrabalarını bırakıp senin ardın sıra geldiler.</p>
<p>- Beni çok sevenler var, hamdolsun, ancak beni sevmelerinin hikmeti benden değildir, benim iyiliğimden de değildir. Bizi sevenler<br />
Allah rızası için sevmişlerdir.<br />
- Baba, neden Anadolu&#8217;ya gidiyoruz?</p>
<p>- Anadolu, hem güvenilir hem de cevherin kıymetini bilen, ilmin hakkını veren, ancak maneviyata aç, barış ve huzura hasret bir diyardır. Anadolu için görevlendirildik evlat. Görevin ne olduğunu bizi Karaman&#8217;dan Konya&#8217;ya davet eden mektup gelince anladım.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-2-16"></p>
<p style="text-align: center;">
<strong>SESSİZLİĞİN İÇİNDE BİR BELDE: NİŞABUR</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Yolum der ki; &#8221; Gel ve beni izle, çünkü ben<br />
senin geleceğinim.&#8221; Ve ben hem sana, hem de<br />
yola derim ki; &#8220;Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var.<br />
Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır;<br />
gidersem, ayrılışımda bir kalış.&#8221;&#8230;</em></strong></p>
<p style="text-align: left;">Yeni bir vatan edinme yolculuğumuzda yalnız değildik. Kalabalık bir ahali de bizi takip ediyordu. İnsanlar, heyecan içinde&#8230; Onlar baskı ve düşmanlığı tanımışlar, haris olmanın manasızlığını yaşamışlardı&#8230; O uzun kervanımızı bazen yağmurlar kamçılıyor, bazen de soğuk rüzgârların buzlu kanatları sarmalayıp sağa sola fırlatıyordu. Geceleri de yıldızlar, o tuhaf dünyalar o uzun yolda bize eşlik ediyorlardı. Babam Bahaeddin Veled&#8217;in acı dolu kalbi, ezici düşünceler altında kahroluyordu. O artık, Belh şehrinin bir sürgünü değildi.</p>
<p>O, kendisini o zamana kadar bildiği, inandığı, hissettiği her şeyden, kendinden dahi sürgün eden bir kimse idi. Ben de ileriki hayatımda sürgün içinde sürgün yaşamanın ne demek olduğunu bizzat yaşayarak öğrenecektim. Bir çocuk kalbi ile bazen buruk bazen hafif bir ümit içerisinde yolun sonunun nereye varacağını merak ediyordum. Yolculuğumun çoğu at sırtında geçtiğinden babamdan aldığım kitapları okuyordum. Mola için durduğumuzda bir ağaç altına oturup kitaba devam ediyordum. Babam hâlimi gördükçe mutlu oluyordu kendince. Annem ise tedirgin, biraz da telaşlı bir ruh haliyle benim yaşıtlarımla oyun oynamamı istiyordu. Oyun ise bana yavan geliyordu, kitaplarda bir sıcaklık, tatlı bir huzur buluyordum.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-2-17">Böylece bir gün o büyük beldeye, Nişabur&#8217;a gelmiştik. Mavi safirlerle bezenmiş, güzel evleri ve çiçek olu bahçeleri olan Nişabur&#8230; Halk, kervanımızın şehir kapılarına yaklaşmakta olduğu haberini<br />
alınca, bizi karşılamaya koşuşmuştu; en ön safta da bilginler vardı. Ağızlarından çıkan ilahiler aleve dönüşürken vecd içindeki haykırışlar, geniş bir ırmak misali etrafa yayılıyordu. Gördüklerinin karşısında babamın kalbinde bir huzur doğdu. Ben ise bu aşırı ilgiden hayrete düşmüş, çocukça bir sevince kapılmıştım. Kolay değil, aylardır yoldasınız ve asıl yurdunuzdan uzaklaşmanın burukluğunu<br />
taşımaktasınız.</p>
<p>İnsanlar arasında olup da, onların, sana hürmet ettiklerine tanık olmak öylesine güzel ki&#8230; İnsanların düşünce ve tutkuları ile duygularına, rüyalarına ve de gündüzlerine ve gecelerine hâkim olduğunu<br />
görmek&#8230; Babası ile gurur duyan bir çocuğun sevinciydi bunlar.</p>
<p>Mutlak sessizlik, babam Bahaeddin Veled&#8217;i adeta yalnız bırakmıştı. Şimdi ise, şehir onu yeniden hürmet hırkası ile süslüyordu. Zamanın bilginler sultanı kaybetmiş olduğu heybetini yeniden kazanıyordu.</p>
<p>Karşılaştığı manzaradan mutlu olarak dönüp bana baktı. Hâla içinde hicran vardı, bakışları kararsız ve hüzünlüydü. Gerçekten de doğru yol bu mu idi? Yoksa, bir başkası mı? Bakışların sesini ruhumun<br />
derinliklerinde duydum. Ancak, cevap verme zamanım henüz gelmemişti.</p>
<p>Bizi büyük bir medreseye götürdüler; çok güzel eski bir halıya oturttular ve bir rahlenin üstüne Kuran&#8217;ı Kerim&#8217;i açtılar. Orada bulunanlardan birisi aşr-ı şerif okudu. Babam hâla dalgın düşüncelerde<br />
yüzüyordu. Ruhunun diplerinde, hayallerinin en ücra derinliğinde saklanmış belli belirsiz ufacık bir çatlağı hissetti. Âdetleri üzere ilk söz misafire verildiğinden, önceleri Belh&#8217;de yaptığı gibi, sohbetine<br />
başladı. Sesi gür ve tatlı akıyordu, meclisteki herkes akıcı konuşmasından adeta kendisinden geçmişti. Koca sarıklı ve uzun sakallı mollalar vecd içinde nefeslerini tutmuşlardı. Mollalar onu dinledi-<br /></div><div id="thethe-tabs-2-18"><br />
ler ve sonra da düşündüler:&#8221;Ağzından Allah&#8217;ın kelâmı çıkıyor.&#8221;Mollalar arasında Feridüddin Attar da vardı; o da huşû içinde dinledi ve &#8220;İşte, verimli toprak budur!&#8221; diye mırıldandı.</p>
<p>Babam konuşmayı bitirdikten sonra meclise soru sormak için civar beldelerden gelenler söz istediler:</p>
<p>- Müsaade varsa merak ettiklerimizi sorabilir miyiz?</p>
<p>Babam:</p>
<p>- Biz konuğuz, suallerinize muhatap olmak buranın âlimlerine karşı edepsizlik olur, buyurun, ulema burada, sorunuz, dedi. Vakar dolu bir yürüyüşle Ferîdüddîn Attar babamın yanına gelip elini öpmek<br />
istedi, babam elini sakındı ve;</p>
<p>-Yaşça büyüğümüzsünüz, ev sahibimizsiniz, elimiz dudağınıza layık değildir. Ferîdüddîn Attar sadece büyük bir bilgin değil, aynı zamanda cezbeli bir şairdi de. Sırlar dünyasının anahtarını taşıyan tasavvuf ehli bir kişi idi:</p>
<p>- Siz bilginler sultanısınız, sizin yanınızda bizim cevap vermemiz uygun düşmez.</p>
<p>- Hem misafiriz hem yorgunuz, bugünlük müsaade alıp dinlenmeliyim, daha burada çok  onaklayacağız. Sohbet ve sorularla hasbıhalimiz olur inşallah.</p>
<p>Babam müsaade almak isteyince ben kulağına &#8220;Meclisteki sohbetleri dinlemek için kalabilir miyim, birazdan yanınıza gelirim&#8221; diye fısıldadım. Gülen gözleri ile &#8220;Tamam.&#8221; diye bakarak meclisten destur<br />
ile âdeti gereği insanlara sırtını dönüp gitmemek için geri geri adım atarak ayrıldı.</p>
<p>Soru sormak için gelenlerden birisi:</p>
<p>- Merakımızı giderin de kim giderirse gidersin. Ferîdüddîn Attar:</p>
<p>- Buyrunuz.</div><div id="thethe-tabs-2-19"><br />
- Beldemizde bir hocamız var. Sürekli vaazlarında Allah&#8217;ın varlığı üzerinde duruyor ve üstelik sorumuz olunca da bizden mahsûl, tavuk, kaz veya para almadan cevaplamıyor. Siz Kur&#8217;an&#8217;dan anlamazsınız, aklınız yetmez kitabı ancak biz hocalar anlar ve açıklarız, kitap sadece camide dinlenir, diyor. Biz Kur&#8217;an&#8217;ın bütün ayetlerinin Allah&#8217;ın varlığı üzerinde durup durmadığını merak ediyoruz, üstelik din öğretilirse ücret, zoraki hediye alınması caiz midir? Ferîdüddîn Attar meclisteki diğer mollalara dönerek:</p>
<p>- Aranızda bu soruya cevap verecek var mı? Yoksa ben cevap vereceğim. Mecliste kısa bir sessizlik sonrası baktım ki kimse soruya cevap vermeye yanaşmıyor. Başımı utangaç bir şekilde kaldırarak:</p>
<p>- Efendim, müsaadeniz olursa ben cevap vermek isterim, dedim. Mecliste bir homurdanma, bir fısıltı aldı başını gitti.</p>
<p>- Şuna bak çömez hali ile dini konularda cevap verecekmiş.</p>
<p>- Haydi babası neyse de bu çocuğa ne oluyor?</p>
<p>- Ağzı hâla süt kokuyor, gelmiş bize fetva verecek.</p>
<p>- Bırakın cevaplasın.<br />
- Ne olacak canım, zaten terbiyeli davranıp müsaade istedi. Sesi ile homurdanmaları bastıran Ferîdüddîn Attar bana yaklaşarak:</p>
<p>- Buyur evladım, söz senin.</p>
<p>- Hocanız yanılıyor, Kur&#8217;an-ı Kerim bir kainat kitabıdır ve hiçbirkimsenin şahsi kitabı değildir, üstelik manası bazılarına açık diğerlerine kapalı bir kitap da değildir. &#8220;Biz anlaşılsın diye apaçık indirdik&#8221; ayeti aklıselim her insanın anlayacağı bir kitap olduğunun müjdesidir. Biz sizin yerinize anlarız demek akla hakarettir. Allah&#8217;ın<br />
ayetleri sadece mushafda kayıtlı değildir, her şey yüce Rahmân&#8217;ın kelamıdır. Peygamberimiz okuma yazma bilmiyordu, üstelik bilse dahi elinde okunacak bir metin de yoktu. O halde neden ard arda<br /></div><div id="thethe-tabs-2-20">&#8220;Oku&#8221; emri ilk mesaj olarak verildi. Okumak hayatı, kendini ve yaratılan her şeyde ilahi manaları gözlemlemektir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, Allah&#8217;ın varlığından çok birliği üzerinde durur ayetler. Müşriklerin Allah&#8217;ın varolduğundan yana problemleri yoktu, onların derdi, çoklu ilah düşüncesidir. Böylece sorumluluklarından kaçınacaklardı akılları sıra.Tevhid olmadan iman gelişemez. Kur&#8217;an sürekli bu çağrıyı yapar ki şirk illeti insanı kulluktan çıkarmasın.</p>
<p>Hocanız peygamberin yolundayım demiş ama henüz peygamberi anlamamış ki yolundan yürümüş olsun. Peygamberlerin hepsi kavimlerine daima şu cümleyi söylemişlerdir: &#8220;Biz ücretimizi, mükafatımızı Allah&#8217;tan alırız. Sizden bir dünyalık arzumuz olamaz. &#8220;Din öğreticileri ne hakla ücret, hediye talep ediyor? Dini, tüccar kafası ile anlatan onu anlamamış demektir.</p>
<p>Oradakilerin hepsi &#8220;Helal olsun şu küçük yaşta ne büyük sözler sarfetti!.. Babasının ilim rahlesinden nasiplenmiş&#8221; diyerek iltifat göstererek, alnımı öptüler. Baktım ki hepsinin gözleri buğulanmıştı.</p>
<p>Akşam sofrasında babamın yanına oturmuştum, olup biteni duyan babam beni kucakladı ve:</p>
<p>- Aylardır buruk olan yüreğimi güldürdün ya ömrüm sana feda olsun evladım, dedi. Bir evlat için sevdiklerinden takdir almanın mutluluğunu tadıyordum. Artık Nişabur&#8217;da ilim meclislerinin asude havasından yayılan aydınlatıcı geceler başlamıştı.</p>
<p>Babam, Ferîdüddîn Attar ve ben&#8230; Sözler birbirini takip ederken, bense; bir şeyi kavramaya aklımın yetmediği hallerde, ruhumda o güne kadar bilmediğim yeni bir gücün var olduğunu hissetmeye<br />
başlamıştım. Üstad Attar, beni odasına davet etti. Çok sade bir odası vardı. Ben süslü eşyalarla dolu bir oda beklemiştim. Yerde keçeden yapılmış bir kilim, ince iki küçük minder, bir testi ve rafta iki kitap<br />
vardı. Kitaplardan birisini eline aldı ve bana uzatarak:</p>
<p>- Kırk yılımı bu kitabı yazmak için harcadım. İlk sayfadan itibaren kitabı yazarken, içimde &#8220;Bu kitabı kendim için değil hak eden bi-<br /></div></div><br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/edebiyat/roman-yerli/askin-gozyaslari-ii-hz-mevlana.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-2-hz-mevlana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems)</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-tebrizli-sems/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-tebrizli-sems/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 13:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[tebrizli şems]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[Şems, Mevlâna ve Aşka dair çok kitap okuduğumu zannediyordum. Yanılmışım! Dostum Sinan Yağmurun doğum tarihini unutarak&#8221;bunu yazan kişi mutlaka Şemsin yakın arkadaş olmalı!&#8221; diye düşündüğümde kitabın henüz başlanndaydım. Kitap bitti. Artık eminim; kesinlikle Sinan Yağmur Tebrizli Şemsi yaşayarak anlamış ve &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-tebrizli-sems/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/askin-gozyaslari-tebrizli-sems-186x300.png" alt="" title="askin-gozyaslari-tebrizli-sems" width="186" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-176" />Şems, Mevlâna ve Aşka dair çok kitap okuduğumu zannediyordum. Yanılmışım! Dostum Sinan Yağmurun doğum tarihini unutarak&#8221;bunu yazan kişi mutlaka Şemsin yakın arkadaş olmalı!&#8221; diye düşündüğümde kitabın henüz başlanndaydım. Kitap bitti. Artık eminim; kesinlikle Sinan Yağmur Tebrizli Şemsi yaşayarak anlamış ve yakından tanışıyor<br />
Erdal DEMİRKIRAN<br />
Aşkın Gözyaşları&#8221; ında bir başka güzellik var..Sanki zaman zaman Mevlana ve Şems ile hemhal oluş var&#8230; Dil ve anlatım aşka yakışmış&#8230;Yalınlıktan ve sığlıktan uzak; derin ye etkileyici&#8230; Hazırsanız, aşk sağnağında ıslanıyor, yıkanıyorsunuz&#8230;<br />
Mevlana ve Şemse dair çok yazıldı ve yazılacak&#8230;<br />
Aşkın gözyaşlannı mürekkep eyleyenin; kalemi gönüldendir ve hiç sönmez yüreğindeki ateş!..<br />
Bir de ruh eşi vardır, Bezm-i ezelden beri her gönül ve bedenin!..<br />
Ruh eşiyle bir anlık vuslat; ayn geçen bir ömre bedel!.. Bulan aşkın talihlisi!..<br />
Yaşatana ve yazdırana binlerce şükür, yaşayana ve uçmağ içre bir menzile varanlara sonsuz rahmet,<br />
yazana ve aşk iklimine yolculuğa gkarana minnet ve şükran&#8230;<br />
Hadi, okuyun ve ıslanın aşk sağnağında; yıkansın ve annsın gönülleriniz&#8230;<br />
Dr. Hüsamettin OLGUN<br />
<span id="more-175"></span><br />
Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye<br />
dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğukmınldanır: &#8220;Allaha kavuşmayı isteyeni Allah da sever&#8221; Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kaniar içinde bordoya dönmüştür Saçlarından tutarak kafesini kaldıran den/işin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktı Baş derviş engeller Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sanp atın. .<br />
Avluyu yıkayın. Sabah ile yola gkarız.Şems hala son nefesini vermemiştir. Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldınr ve: &#8220;Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.&#8221; Mevlana<br />
Barkod : 9786051130293<br />
Boyut : 13&#215;21<br />
Sayfa Sayısı : 250<br />
Basım Tarihi : 2010<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur<br />
<h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-3" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-21">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-22">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-23">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-24">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-25">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-26">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-27">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-28">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-29">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-3-30">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-3-21"><br />
<strong>AİLEM</strong><br />
Her şey insanoğluna feda iken,<br />
insanoğlu ise kendine cefa olmuştur.</p>
<p>Ben Ali oğlu Muhammed. Tarihin andığı üzere: Tebrizli Şems. Dedem Azeri Türküdür. Babam Melekdadoğlu Ali.</p>
<p>Dedem Horasanlıdır. Dedem Alamüfte yetişip büyümüş daha sonra, Hasan Sabbah&#8217;ın talebelerinden olmuştur.Horasan&#8217;da dedemin ticari bir-husumeti nedeniyle ailem Tebriz&#8217;e göç ederek oraya yerleşmiş. Ben burada 1183 yılında dünyaya gelmişim. Bana Muhammed ismini vermişler.</p>
<p>Soyum Şia&#8217;nın İsmailiyye mezhebinden, fıkhi olarak da Caferiyye ekolünü benimsemişlerdir. Dedemin çok hırçın, sivri<br />
dilli olduğunu söylerler. Çocukluğumda çok kavgacı ve sözünü esirgemeyen bu yapımdan dolayı annem beni hiç göremediğim<br />
dedeme benzetirdi. İnsanların iki yüzlülük ve yalakalıklarına tahammül edemiyordum. Yanlış yapanı gördüğümde öfkeleniyor lâfımı esirgemiyordum. Babam bu özelliğimden dolayı:</p>
<p>— Deden dilinden belaları üzerimize çekti. Hiç kimse ile geçinemediğinden oralardan buralara göç etmek zorunda kaldık.<br />
Bari sen dilini tutmayı bil oğlum, derdi.</p>
<p>Babam iflah olmam ve eğitim almam için beni medrese<br /></div><div id="thethe-tabs-3-22"><br />
de Kur&#8217;an öğrenmeye yolladı. Yaşıtlarım doğru dürüst cümle kuramazken ben yedi yaşında hafızlık eğitimine başlamıştım. Medrese hocası bana sıska ve çelimsiz olduğumdan &#8220;tarla<br />
kuşu&#8221; lakabını vermişti. Oysa ben başlangıçta şahinleşecek sonra rüyalar kuşu üveyik olacaktım, onların haberleri bile yoktu. Sınıftakiler bir ayda cüzden Kur&#8217;an&#8217;a geçememişlerdi. Ben geldiğim günün ertesi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e başlamıştım. Hocam şaşırdı. &#8220;Sen normal değilsin tarla kuşu&#8221; demeye başladı. O gece babam teheccüd namazı kılmaya kalkmıştı. Ben de abdest aldım, arkasında namaza başladım. Selamdan sonra:</p>
<p>— Oğlum teheccüd cemaat namazı değildir, uykudan kalkınca kılınır, üstelik sen mükellef yaşta  eğilsin. Ama namazı kılmana sevindim, diye yanağımdan öperek odasına geçti. Rahlenin üzerindeki Kur&#8217;an&#8217;ı elime aldım, okumaya başladım. Gecenin ortasında başladığım Kur&#8217;an&#8217;ı güneşin doğuşuna yakın bitirmek üzereydim. Gözüm yoruldu, dinlenmek için uzandığımda içim geçmiş, rüyamda melekler bana okuduğum âyetleri okuyordu. Uyandım&#8230; İçim sevinç dolu uyanışımla Kur&#8217;an&#8217;ı kapattım. Okuduğum âyetleri unutmamak üzere ezberlediğimi fark ettim. Kur&#8217;an&#8217;ı tekrar elime aldığımda parmağım tevâfuken Şems Sûresi&#8217;ni açtı. Âyetleri okurken onuncu âyete gelince göğsümün<br />
balon gibi şiştiğini hissettim. Orada bayılmışım. Kendime geldiğimde parmağım hâlâ onuncu âyetin üzerinde duruyordu.&#8221;Onu arındırıp temizleyen gerçekten felâh bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.&#8221; Bu âyete çarpıldım&#8230; tutuldum., vurgun<br />
yedim. Şems Sûresi&#8217;ne âşık oldum. Bu âyetteki arıtmayı herkes nefsi köreltme anlar. Oysa nefsi olgunlaştırma şeytanı tökezletmedir. Toprağa tohum ekildiğinde yabancı her şeyden arıtıldığı<br />
gibi nefis de ilâhi ümitlerle arınır ve Allah&#8217;ın lütuf ve inayetine bırakır kendini.</p>
<p>Sabahleyin aileme:</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-3-23"><br />
— Bugünden sonra bana Şems diye seslenin. Kur&#8217;an&#8217;daki Şems Sûresi&#8217;ne âşık oldu evladınız. O günden sonra ismim Şems olarak anıldı. Doğum yerimden dolayı Tebrizli Şems olarak tanındım. Dîni ilimler hocam Rukneddin Secasi, derslerden sıkılıp pencereden bahçeye kaçtığım için, uçan mânasında Pârende demeye başladı. Haklıydı da. Ömrüm boyunca hiçbir yere bağlanmaksızın oradan oraya uçan bir Şems-i Pârende olacağımı sezmiş olmalıydı.</p>
<p>Benim yetişmemde emeği geçen hocalarım: Ebu Bekir Selfebaf, Şeyh Kirmâni ve Rukneddin Secasi&#8217;dir. Ancak hocalardan faydalanmam ders tarzından ziyade, sohbet ortamında soru-cevap şeklindedir. Genelde de münazara şeklinde geçiyordu ilim meclisimiz. Ruhumu tam mânası ile doyuran tek hocam Mevlâna&#8217;dır. Hoca dediğin hem öğrencin olmalı hem öğretmenin. Dostun olmalı, sırdaşın olmalı. Hoca dediğin gönüldaşın olmalı. &#8220;Ben söyleyeyim sen dinle&#8221; dememeli. Söylemeden anlamalı. Hoca dediğin hâldaş olmalı. Vaaz verir gibi konuşmamalı. Gönlüne ipotek koymamalı. Bazen hamur etmeli mânayı. Bir kelime söylemeli ki ciltlerce kitaplardaki mânayı akıtmalı. Damlada deryayı sunmalı hoca dediğin. Arayan olmalı, aranılan olmalı. Hoca dediğin adayan olmalı kendini. Ezber bozan olmalı.Ketumluğa boğmamalı.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-3-24"><br />
Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin.<br />
Bunun için hem toprağa hem feleğe gidersin.</p>
<p>Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. Gece hiç uyumuyor sabahtan akşama kadar ağzıma bir lokma koymuyordum. Üstelik ne uykusuzluk çekiyordum ne de açlık. Sanki gizli bir el beni güçlü bir hâlde ayakta tutuyordu. Annem sıcak tandır ekmeği, yağlama, haşlanmış et ve tatlı getiriyordu, ağzıma bir lokma aldığımda gerisin geriye çıkarıyordum. Günlerce açlık hissetmeden yemek yemediğim, su içmediğim oluyordu. Yaşıtlarım oyun oynarken ben bir ağacın<br />
altında güneş doğduktan batana kadar oturuyordum. Babamın dediğine göre görülmeyen varlıklarla sayıklama halinde<br />
konuşuyormuşum. Benim bile anlamakta zorlandığım bu halimi kimseler de anlayamadı. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu.Bana diyordu ki:</p>
<p>— Sen deli değilsin, bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye ne riyazet var. Ne de başka bir şey. Annen ve teyzen senin bu haline üzülüyorlar, sana cinlerin musallat olduğunu düşünüyorlar. Benden seni okutmam için hocaya, türbeye götürmemi istediler. Oğlum ne mecnun ne meczup, oturun oturduğunuz yerde diye susturdum Muhammed&#8217;im nedir bu ahvalin? Babama dedim ki:</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-3-25"><br />
— Beni benden dinle&#8230; Sen ve ben öyle bir hâldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. Bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. Biraz palazlaşınca bir su kenarına gelir, yavru hemen suya atlar. Ana tavuk etrafında çırpınır. Ama o kümes kuşudur. Onun suya girmesine imkân yoktur. İşte seninle ben de böyleyiz. Ey babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. Benim yurdum o denizdir. Halim de deniz kuşunun hali gibidir. Eğer sen benden isen gel. Lâkin ben bu derya içinde senden değilim. Git kümes kuşlarına karış. Yaşımdan beklenmeyecek derinlikteki bu sözlerim babamı tedirgin etmiş olacak ki babam:</p>
<p>— Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın dedi. Yemek lâfı edilse bile yüzümü çevirirdim. Bazen de bana verilen yiyeceği kibarlık olsun diye cebimde saklar sokakta oynayanlara verirdim. Bendeki bu nazlanma babamdan dolayıydı. Meselâ bir gün kedi sütü döktü ve tası kırdı. Babam yanımda kediye bir şey demedi ve bana kızmadı. Sadece gülerek dedi ki; yine ne yaptın hayırdır. Böyle yapmasaydın, ya bana ya annene ya da sana bir şeyler olurdu. Allah acıdı da bu kadar<br />
ile atlattık.</p>
<p>Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan 3-4 gün geçtiği hâlde hiçbir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil, hak sözünden bile korkuyordum. Sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, &#8220;Oğlum ye!&#8221; dedikçe ben &#8220;Bir şey yiyemiyorum&#8221;, diyordum. Artık zayıflıyordum. Kuvvetim o dereceye varmıştı ki istesem pencereden kuş gibi dışarı uçardım. Bunda keramet var; ama sana açıklamak istemiyor, dediler.</p>
<p>Sırlardan bahseden bir meczup vardı. Onu sınamak için eve kapatırlardı. Fakat o yine de dışarı çıkardı. Bir gün babam<br />
bana darılmıştı. Tam bu sırada o meczup geldi. Ve yumruklarını<br /></div><div id="thethe-tabs-3-26"><br />
havaya kaldırarak babama ikazda bulundu ve beni işaret ederek şöyle dedi: Yoksa bu çocukla mı uğraşıyorsun? Seni kaldırıp şu akan suya atarım. Tur Gölü&#8217;ne doğru akan bu nehir, bir fili götürecek güçteydi. Sonra meczup bana dönerek hoşçakal dedi ve bana saygı ile eğilip selam verdikten sonra oradan uzaklaşıp gitti.</p>
<p>Ben babama nafile olan ibadetlerimi göstermezdim. Batıni halimi ve dünyamı nasıl gösterebilirdim ki? Babam iyi huylu ve asalet sahibi idi. İki söz söylerdi, sakalına kadar gözyaşları akardı. Fakat âşık değildi, iyi huylu olmak başka âşık olmak başkadır.</p>
<p>Tebriz&#8217;de kimsenin bensiz ölmesine izin vermezdim. Birinin ölüm döşeğinde olduğunu duysam hemen yanına giderdim.<br />
Birkaç saatliğine ortalıktan kaybolsam bizimkiler anlardı: &#8220;Ölen biri varsa oraya bakın, orada olmalı&#8221;, derlerdi. Bu yolculuğu izlerdim. Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lâzım. O nedenle kimi geceler mahallemizdeki caminin gasilhanesindeki tabutun kapağını açar, içine yatar ve sabaha kadar ölümün kokusunu çekerdim içime. Hiçbir zaman yün, pamuk türünden yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde, ya bir kaya başında yahut bir ağacın altında, bir tabutun içinde sabahlardım. Han veya kervansaraylara gittiğimde de odadaki acem halılarını, dokuma kilimleri toplar, dürer, bir kenara dayar, hasır üzerinde uyurdum. Uykum en fazla günde 4 saati geçmezdi.Bunu da birer saatlik fasılalarla uyurdum. Ömrümde teheccüd namazını kılmadığım gece yoktur.<br /></div><div id="thethe-tabs-3-27"><br />
<em>Gençliğin dört umdesi vardır. Vatan kokusu, kitap kokusu, oğul kokusu ve yârin kokusu. Benimse gençliğim vatansız, evlatsız veyârsız. Tek umdem, yegâne uhdem, İçimdeki aşk ateşini avucuna teslim edeceğim şeyh.</em> </p>
<p>Daha ergenlik çağına gelmemiştim. Babam beni bir hocaya teslim etti. Hocanın kulağına bir şeyler fısıldadığını gördüm. İçimden gülmeye başladım. Beni burada tutacak ne var ki ya ben kaçarım ya onların akılları.uçar diye. Medresede ezberci papağanlar gibi gözleri hocanın iki dudağında olan talebeler öfkemi kabartıyordu. Hoca ne sorarsa sorsun dilsizmişim gibi sus pustum.</p>
<p>Hoca bir gün elinde bir elma tutarak bir talebeye dedi ki: &#8220;Allah&#8217;ı gördüm ve O&#8217;ndan elma istedim, bana verdi. Beyazid (Bestami) Allah&#8217;ı Allah&#8217;tan istedi ve bir başkasında bile başkasını istedi. Sen kimi isterdin?&#8221; Talebe dedi ki, &#8220;Ben de Allah&#8217;ı Allah&#8217;tan isterdim. Beyazid&#8217;e hürmeten.&#8221; Bana da aynı soruyu sordu. Onun başını işaret ederek dedim: &#8220;Ben seni isterdim.&#8221; Hoca başını eğdi ve salladı fakat hiçbir şey demedi. Ben de bundan sonra hiçbir şey söylemedim ama içimde kelimeler, ifadeler ve anlamlar kaynamaya başladı. Her çocukta görülmeyen acayip haller geldi bana.Hoca daha sonra babamı sıkı sıkı tembihleyerek tahsilimin meyve vermesi için Şam&#8217;a medreseye gönderilmemi ondan istemiş.<br /></div><div id="thethe-tabs-3-28"><br />
Babam, hocamın isteğine uyarak beni Şam&#8217;a uğurlarken şöyle dua etti:</p>
<p>— Allah sana günlük bir arkadaş versin ki evvellerin, ahirlerin bilginlerini, hakikatlerini senin adına izhar etsin. Hikmet ırmakları onun kalbinden diline aksın, harf ve ses kıyafetine girsin. O kıyafetin rütbesi de senin adına olsun.<br />
Yaşadığım devre göre sıra dışı özelliklerim sözlerimle karşımdakini şok edici kişilik yapım, zamanın geçerli tabularına ve geleneklerine başkaldırışını çevremdeki insanların kimi zaman tepkisine kimi zaman da ilgisine sebep olmuştur. İnsanlar benim yorumlarımı ve sert sözlerimi işittiklerinde beni tuhaf davranışlı tahammül edilmez bir kişi olaraktanımlar. Onların tanımları umurumda bile değildi.<br />
Şam&#8217;da bir kervansarayda idim. Öteki sordu:<br />
— Tekkeye gelmiyor musun?<br />
— Ben kendimi tekkeye layık görmüyorum, dedim.<br />
— Peki, medreseye gelmez misin, dediler.<br />
— Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Söz arasında anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz.<br />
Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Kâfirdir derler. Beni küfürle damgalarlar. Ben garibim. Garibin yeri de kervansaraylardır. </p>
<p>Benim bir âdetim vardır. Yanıma gelenlere sorarım: Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin? Konuşacağım derse üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Sonunda o kaçsın da ben kurtulayım. Eğer; ben dinleyeceğim, derse ben de o hâlde birbirimizle uyuşuruz derim. Ben söze başlarım, o da lâf arasında konuşur:</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-3-29"><br />
Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda Dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta! Gözü kartallarınkinden bile daha keskin Yüzü şahididir gönül ateşinin İç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman Arzuyla dolu bir ruhtan, yanan bir avuç topraktı Aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler Tedavi için nabzını doktor eline verdiler.</p>
<p>Şam&#8217;da bir sohbet meclisine girdim. Şeyhin biri müritlerine fenafillâh mertebesini anlatıyordu. Hışımla üzerine yürüyerek:</p>
<p>— Sen Allah&#8217;ı nelerde görüyorsun?<br />
— Güzellerin yüzü ayna gibidir. Ben Allah&#8217;ı o aynada görüyorum.<br />
— Eee başka?<br />
— Su ve toprakta görüyorum.<br />
— Hadi git oradan ey ahmak. Mademki Allah&#8217;ı su ve toprak aynasında, beni de bir başkasının aynasında görüyorsan, niçin<br />
can ve gönül aynasına bakıp da kendini aramıyorsun? dediğimde müritler halimi ve sözlerimi meczup birisinin hakareti olduğu düşüncesi ile üzerime çullanacaklardı, tam o esnada minderdeki şeyh koşarak geldi ve ayaklarıma kapanarak:</p>
<p>— Allah senden razı olsun, diye öpmeye başladı. Dergâhında kalmam için ne kadar yalvardıysa da aldırış etmeden<br />
oradan uzaklaştım. </p>
<p>Şam&#8217;ın en meşhur tasavvuf üstadı olarak tanınan Rukneddin Secasi&#8217;ye talebe oldum; ama içimin kasırgasını indireceğinden<br />
umudum yoktu. Şadırvanda yakaladım kendisini:</p>
<p>— Hocam aşk nedir?</p>
<p>&#8220;Bardağa dolan ilk şarabı, sakinin sarhoş bakışlarından ödünç aldılar. Dünyanın neresinde bir gönül derdi varsa onları<br /></div><div id="thethe-tabs-3-30">bir araya topladılar, adına aşk dediler&#8230;&#8221;<br />
— Peki, aşkın acı pınarını kim bal eyler?</p>
<p>— Evlat o bal ummanını buralarda arama, Konya&#8217;da bulacaksın.</p>
<p>— Kimde?</p>
<p>— Aşkın pirinde. Öyle pir ki pişireni sen olacaksın.</p>
<p>— Nasıl tanırım onu, izi, işareti ne?</p>
<p>— O seni bulur. Şam&#8217;a bir kafile gelecek. Onu karşıla. Her kafileye sor, soruştur. Aşkı kitaplarda, halveti yollarda arayandır senin aşığın. Kim kimi aradı, kim kimi buldu, bunu aşka adanış belirleyecek.</p>
<p>Genç yaşta diyar diyar, şehir şehir, ülke ülke dolanıp durdu. Afganistan, Pakistan, Azerbaycan, Hindistan, Çin dolaştım<br />
durdum. Hiçbir ülke bana cazip gelmiyordu. Göçebe bir kuş gibi İran, Irak, Suriye derken kutsal topraklara geldim. Nur-u Muhammed kokan Mekke ve Medine. Kâbe&#8217;yi tavaf ederken:&#8221;Rabbim senin aşkını alevlendirecek mürşit ile şereflenmeyi<br />
bana nasip eyle&#8221; diye dualar okudum. Münevver beldede, muazzez rehber Peygamberimizin kabrini ziyaret esnasında, içimde<br />
değişik haller oluştu. Oraya yığılmışım.</p>
<p>Rüyamda bana aradığımın Rum diyarında olduğunu bildirdiler. Uyandım. Hac görevimi ifa ettikten sonra Şam&#8217;a döndüm.<br />
Şam&#8217;da beni tutan gizemli bir tılsım vardı. Sanki aradığımın, sanki beni arayanın Arafat&#8217;ı Şam sokakları olacakmış gibi. Arafat buluşma yeri demekti. Cennetten ayrı ayrı gönderilen Âdem ve Havva birbirlerini aylarca aramış, sonuçta Arafat tepesinde buluşmuşlardı.Arafat vuslattı. &#8220;Benim Arafat&#8217;ım ne zaman Ya Rabbi!&#8221;</p>
<p>Mevlâna ile karşılaşmadan önce memleket memleket dolaşmamdaki<br />
amacım, şeyh arayışıdır. Karşılaştığım şeyhlere</div></div><br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/edebiyat/roman-yerli/askin-gozyaslari-tebrizli-sems.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/askin-gozyaslari-tebrizli-sems/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tennure Ateş ve Hz. Mevlana</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/tennure-ates-ve-hz-mevlana/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/tennure-ates-ve-hz-mevlana/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 12:31:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın gözyaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Tennure Ateş ve Hz. Mevlana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[“Ey gözyaşı! Mademki gözümüzün kapsından çıktın gidiyorsun, Bari sevgilinin kapısına git de başını onun eşiğine koy.” “Hz. MEVLANA” Hz. Mevlana günümüze, asırlar öncesinden şöyle seslenmektedir. “Beni çokça konuştunuz, sıkça andınız, afişlerde sözlerim sloganlaştı, ziyaretime koştunuz, andınız ancak beni anlamadınız. Anlasaydınız &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/tennure-ates-ve-hz-mevlana/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/tennure-ates-hz-mevlana.jpg" alt="" title="tennure-ates-hz-mevlana" width="200" height="288" class="alignleft size-full wp-image-172" /> “Ey gözyaşı! Mademki gözümüzün kapsından çıktın gidiyorsun,<br />
Bari sevgilinin kapısına git de başını onun eşiğine koy.”<br />
“Hz. MEVLANA”<br />
Hz. Mevlana günümüze, asırlar öncesinden şöyle seslenmektedir. “Beni çokça konuştunuz, sıkça andınız, afişlerde sözlerim sloganlaştı, ziyaretime koştunuz, andınız ancak beni anlamadınız. Anlasaydınız evlerde kavga tütmezdi, trafik ışığında geç kaldın diye cinayet işlenmezdi, yan baktın omuz çarptın diye insanlar canice bakışmazdı, beni anlamış olsaydınız, bir elin parmakları gibi olan kardeşler terör belası ile kan kaybetmezdi. Ben “Gel” dedim, geldiniz peki gelişinizle yüreğinize ne doldurup sizde neler değişti? Cezaevleri neden tıka basa dolu? Ahlak, birlik, yardımlaşma, halden anlama masallarda kalan meziyetler olmazdı. Sahi beni gerçekten anladınız mı? Ben sizin için yanıp tutuştum, avucumda denizleri çöllerinize taşıdım, hani yetiştirdiğim güller? Beni olduğum gibi anlasaydınız. Ah anlasaydınız. Ağlatmadınız anaları. Beni anlamış olsaydınız gökkubbe altında hoş bir seda bırakmanın, hoşça bakmanın mutluluğuna ermeyi o kadar kolay yakalardınız ki. Beni bir de Sinan Yağmurun kaleminden okuyun”<br />
Tennure ve Ateş’i Hz. Mevlana ile yüzlerce yazılmış kitaplardan farklı kılan ömür haritasındaki bütün bilinmeyenleri kaynaklar ışığında sunarak merak edilen Mevlana’dan maşuk Mevlana’ya doğru bir yolculuğa çıkmaktır. Mevlana nasıl bir babadır, sosyal hayatındaki güzidelikleri neden biz gerçekleştirmiyoruz? Şems ne yaptı, ne eyledi de âlim bir Celaleddin’i Mevlana’laştırarak Konya’dan tüm dünyaya duyurmayı başardı. Şems niçin geri planda kaldı? Mevlana Şems dostluğunu nasıl görmeliyiz? &#8230;..<br />
<span id="more-171"></span><br />
Barkod : 9786051130392<br />
Boyut : 14&#215;23<br />
Sayfa Sayısı : 400<br />
Basım Tarihi : 2010<br />
Kapak Türü : 1.Hamur<br />
Kağıt Türü : 1.Hamur<br />
<h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-4" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-31">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-32">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-33">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-34">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-35">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-36">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-37">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-38">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-39">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-4-40">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-4-31"><br />
<strong>MEVLÂNA CELALEDDİN RÛMİ TENNÛRE VE ATEŞ</strong><br />
Meviâna Celaleddin Rumî; Doğu&#8217;da ve Batı&#8217;da bir bilgin, mütefekkir, mutasavvuf, eğitimci, dil ustası ve büyük bir şair olmanın yanı sıra, gönül ehli ve aşk rehberi olarak da tanınan büyük bir şahsiyettir.</p>
<p>Meviâna, &#8220;Mutlak varlık&#8221; olarak adlandırdığı Allah&#8217;a bilgi, tefekkür, sanat, heyecan ve bunların hepsinden öte üstün bir aşk yoluyla varmak isteyen, O&#8217;na kavuşmanın hasretini dile getiren bir iman neferidir.</p>
<p>O, entelektüel boyutuyla evrensel benlik düzeyine çıkıp, herkesle, her şeyle sonsuz birleşmeyi arasa da, dinine bağlı, kendisini Kur&#8217;an hakikatleri ve Hz. Muhammed sevgisine adamış; bu adamışlığı, insan ve yaşanılanlar ile tatlı bir şekilde ilişkilendirmiş bir aşk ve irfan örneğidir.</p>
<p>Bir çok özellikleri ve güzelliklerinden dolayı Mevlâna&#8217;nın eserleri ve fikirleri sadece yaşadığı çağa değil, çağlar ötesi zamanlara, çok geniş bir mekana yayılmıştır. Gerek Doğu gerekse Batı&#8217;da çok sayıda insanı etkilemiştir. O, bu gücü ve etkisine rağmen, henüz hakkıyla anlaşılamamıştır.</p>
<p><strong>Mevlâna&#8217;yı yazmak, Mevlâna&#8217;yı anlatmak&#8230;</strong></p>
<p>Bir okyanusu avuç avuç çöle taşımak gibi zor ve müşkil bir gayrettir Mevlâna&#8217;yı yazmak, anlatabilmek. Küçük bir kitap<br />
içerisine sağdırabilmek mümkün mü, koskoca deryayı&#8230; İnsan endeksli, iman merkezli bir aşkla tutuşup zamana ve mekâna<br />
sığmayan büyük aşığı harf harf yazmak imkan kabilinde değildir. Horasan&#8217;dan getirdiği kan rengi toprakları, vecd ve aşk sularıyla yoğurup; cennet yeşili sarmaşıkları gülistana dönüştüren,közde gül devşiren gönül bahçevanını anlatmak zor olduğu kadar ağır bir vefa diyetinin ödenmesi için kaçınılmaz bir ödevdir şahsım adına&#8230;</p>
<p>Bir çok özellikle mücehhez, mümtaz şahsiyetin hangi yönünü, hangi güzelliğini anlatmaya söz yetirilebilir ki&#8230; Belki zaman bitse de onu anlatmaya kelimeler yetmez. Benim görevim deryadan bir katre dahi olsa sunabilmek. Sunabilmeyi ve buna güç yetirip anlatabilmeyi ne kadar çok isterim&#8230;</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-4-32"><br />
<strong>XIII. YÜZYIL ANADOLUSU&#8217;NUN SÎYASİ VE SOSYOKÜLTÜREL DURUMU</strong></p>
<p>Mevlâna&#8217;nın doğumu öncesi XIII. yüzyıl Anadolusu&#8217;nda genel durum pek iç açıcı değildi. Kaos ve krizlerin pençesinde inleyen, umutsuzluğun ve karamsarlığın hakim olduğu bir coğrafyada iki şey vardı: Katliam ve kargaşa&#8230; Kardeş kavgaları, siyasî otorite boşluğu, mezhep çatışmaları, cemaat kavgaları, hizipçilik, siyasi ve dini kaynaklı isyanlar, sapık ve batıl düşüncelerin yaygınlaşması, toplum simsarlarının halkın özgüvenini tahrip etmesi ve bütün bunlar karşısında insanların ne yapacağını bilememekten kaynaklanan dayanılmaz sancıları&#8230; İnsanlar, neye inanıp neye inanmayacaklarını bilmez bir halde, olup biteni seyretmekle yetiniyorlardı. Adeta kurtarıcı bir el, muştu dolu bir<br />
ses bekleyişi içindeydiler. Korku ve ümit arasında yürekler çarpıyor, ayrılıkları gayrılıkları kaldırıp tevhid sancağı altında birlik ve beraberlik mesajı getirecek kutlu bir insan bekliyorlardı..</p>
<p>Bir yandan iç karışıklıklar, taht kavgaları, diğer yandan Moğol zulmüne maruz kalan Anadolu insanı sevgiye, barışa ve huzura hasret kalmıştı. Bu hasret; İslâm&#8217;ın nuru, insanlığın gururu Hz.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-4-33"><br />
Meviâna Celaleddin Rûmî doğana kadar sürdü. Onun doğduğu dönemin ne denli sancıları taşıdığını/insanlığın kendilerini özlerine çağıracak bir ses arayışında olduklarını idrak edebilmek için Mevlâna&#8217;nın büyük yürüyüş yolculuğunu anlatımız bölümü hassasiyetle okumak gerekiyor.Tarihteki büyük insanların hiç birisi rahat ve huzur ortamında gelmemişlerdir. Önce sancı,çile çekilecek ki gelenin kıymeti bilinsin.Zor şartlar altında imdada yetişeceklerin yetişme tarzlarıda hengameli olacaktır.İşte böylesine çetin bir dönem yaklaşmıştır.</p>
<p>Nasıl bir dönemim içinde yetişen Mevlâna&#8217;yı önce aile olarak bir tanıyalım:</p>
<p><em>&#8220;Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya&#8230;<br />
Aşktan gözlerim yaşlı olsa da o derya gözyaşımı nereden  bilir&#8230; Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya;&#8221;</em></p>
<p><strong>Mevlâna&#8217;nın Soyu ve Nesebi</strong><br />
Mevlâna&#8217;nın soyu, baba yönüyle Hz. Ebu Bekir (R.A.)&#8217;e dayanır (Mevlâna&#8217;nın soyu, ailesi ve çocukları ile ilgili çizelge kitabın son bölümünde sunulmuştur).</p>
<p><strong>Anne: (Mümine Sultan)</strong><br />
Mümine Hatun, Belh emiri Rukneddin&#8217;in kızıdır. Bunlardan daha önemlisi Mevlâna&#8217;nın nur kaynağı olmasıdır. Meviâna gibi bir Allah sevgilisini can evinde taşıyıp beslemek bir şansına sahiptir. Babası onu Bahaeddin Veled&#8217;e zevce olacağını müjdelemişti. Mümine Sultan, eşi Bahaeddin Veled&#8217;e iki çocuk verdi. Muhammed Alaaddin ve Muhammed Celaleddin.<br />
Mümine Sultan, saliha bir kadındı. Züht ve takva içerisinde yaşayarak Allah&#8217;a karşı iyi bir kul, Bahaeddin Veled&#8217;e sadık bir eş, çocuklarına da müşfik bir anne oldu. En sıkıntılı zamanlarda ko-<br /></div><div id="thethe-tabs-4-34"><br />
casına daima yardımcı oldu. Tıpkı mübarek annemiz Hatice&#8217;tül Kübra&#8217;nın Hz. Peygamber efendimize yaptığı gibi kriz zamanlarında eşine destek veriyordu. Meviâna, Mesnevîsi&#8217;nin bir beyitinde: &#8220;Kadın Allah nurudur. Sevgili değil yaratıcıdır.&#8221; buyurur. Bu mübarek söz, Allah&#8217;ın Halikiyet sıfatının kadında tecelli ettiğinin bir ifadesidir. Mümine Sultan, Sultan&#8217;ül Ulemâ&#8217;ya vefalı bir eş, gönüller sultanı Mevlâna&#8217;ya analık eden seçkin bir insandı.Karaman&#8217;da kaldıkları dönemde vefat etmiş ve Ak Tekke denilen zaviyeye defnedilmiştir. Mümine Hatun, &#8220;Mader-i Sultan&#8221; (Sultanın annesi) diye ün salmıştır. Ne yazık ki hayatı hakkında çok fazla şey bilinmiyor, ancak Allah&#8217;ın seçilmiş bir kulu olduğuna dair rivayetler çoktur.2</p>
<p>Eski ismiyle Larende, bugunkü adıyla Karaman&#8217;da Ak Tekke Türbesinde medfun bulunan Mümine Sultan&#8217;ın kabri, Meviâna<br />
âşıklarının ziyaret ettikleri kutsal birziyaretgâh olmuştur. </p>
<p><strong>Baba: (Bahaeddin Veled)</strong><br />
Mevlâna&#8217;nın babası Muhammed Bahâeddin Veled, zamanının tanınmış bilginlerinden Celâleddin Hüseyin Hatibî&#8217;nin oğludur.<br />
Mevlâna&#8217;nın dedesi olan Hüseyin Hatıbî&#8217;ye Horasan padişahı Alaeddin Harizmşah, ilimdeki üstünlüğünden dolayı kızını<br />
vermiştir. İşte Mevlâna&#8217;nın babası Bahâeddin Veled, bu evlilikten dünyaya gelmiştir. Sultanü&#8217;l-Ulema (Alimlerin Sultanı) adıyla şöhret bulan bu insan, tıpkı babası gibi, kendi zamanının tanınmış alimi, önde gelen irfan sahibi kişisidir. Şeceresini birçok kaynak Hz. Ebûbekir (R.A.)&#8217;e kadar götürür.3</p>
<p>Ariflerin Menkıbeleri&#8217;nde şöyle bir olay anlatılır: Zâhir ve bâtın ilimlerinde eşi olmayan Bahaddin Veled, bir gün babasının kütüphanesine girer ve orada bulunan kitapları incelemeye başlar. Bu sırada oğlunun yanına gelen annesi: &#8220;Bizi babana bu ilimler ve hikmetleri için vermişlerdir.&#8221; der. Bu olaydan sonra<br /></div><div id="thethe-tabs-4-35"><br />
Bahâeddin Veled, kendini tümüyle dinî ilimleri öğrenmeye verir. Hatta anne tarafından akrabalarının kendisini padişah tahtına oturtma arzularını bile geri çevirir.4</p>
<p>Bahâeddin Veled&#8217;e &#8220;Sultanü&#8217;l-Ulema&#8221; lakâbının verilmesi konusunda Sultan Veled&#8217;in İbtidâ-name&#8217;sinde, Ahmed Eflâkî&#8217;nin Ariflerin Menkıbesi&#8217;nde, Sipahsâlar&#8217;ın Meviâna ve Etrafındakiler&#8217;inde hemen hemen aynı menkıbe anlatılmaktadır.Ne var ki, son iki kitapta olay daha geniş bir yer tutmaktadır. Kaynaklardaki bu ortak bu menkıbeyi özet olarak aktarmak<br />
gerekirse:</p>
<p>Bahâeddin Veled&#8217;in üstünlüğünü kabul etmeyen üç yüz bilgin ve müftü, Belh şehrinde bir gece rüyalarında kâinatın efendisi Hz. Muhammed&#8217;i görürler. Allah&#8217;ın salât ve selâmı üzerine olsun, yeşil bir çadıra oturmuştu ve huzurunda da Bahaeddin Veled bulunuyordu. Hz. Peygamber ona iltifat ediyor, kucaklıyor ve orada bulunanlara: &#8220;Ona &#8216;Sultanü&#8217;l-Ulema&#8217; adını verdim&#8221; buyuruyordu. Bu rüyayı görenlerden her biri, uyanır uyanmaz ona doğru yola çıktılar. Yolda birbirleriyle karşılaşınca, bir gece önceki rüyadan söz ediyor, hepsinin de aynı rüyayı görmüş olmalarından dolayı hayret ve şaşkınlık içinde kalıyorlardı. Sultanü&#8217;l-Ulema, uzaktan bu topluluğu görünce &#8220;Peygamberimiz dervişlerin halini bildirmeden sizde gerçek bilgihasıl olmadı.&#8221; buyurdu. O topluluğun hepsi de af dileyerek ona mürid oldular.5</p>
<p>Bahâeddin Veled&#8217;in doğduğu şehir olan Belh&#8217;ten kalkarak Konya&#8217;ya gelmesinin nedenleri arasında, Moğol istilasının bütün Asya&#8217;yı sarması ve bir çok insanın Anadolu&#8217;ya göç etmesi de vardır. Fakat tek neden bu değildir. Sultan Veled, Mevlâna&#8217;nın oğludur. Bu göçü şöyle anlatmaktadır: Bahâeddin Veled, Belhlilerden incinince, o ebedî padişahın gönlü onlara kırılınca, Allah&#8217;tan, ey kutupların ulu padişahı, diye nida geldi, madem ki bunlar seni incittiler, terte-</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-4-36"><br />
miz gönlünü kırdılar; sen de bu düşmanların arasından çık da, ben onlara azab edeyim, belâ göndereyim. Allah&#8217;tan bu hitabı duyunca Belh&#8217;ten Hicaz&#8217;a hareket etti. Daha yoldayken o sırrın eserinin zuhur ettiğine dair haber geldi. Tatarlar (Moğollar) onlara saldırmış, İslâm ordusu bozulmuştu. Belh&#8217;i almışlar, o kavimden sayısız adam öldürmüşlerdi. Kâbeden Rum iline geldi. Rum ülkesi halkının da rahmete ulaşmasını diledi. Bütün Rum (Anadolu) ülkesi içinde Konya&#8217;yı seçti, orayı yurt edindi.6</p>
<p>Bahâeddin Veled Konya&#8217;da iki yıl yaşadıktan sonra vefat etti. Bu süre içinde halk tarafından büyük saygı gördü. Ününü duyan Alâaddin Keykubad, onun ziyaretine gelirdi ve onu çok sayardı. Hatta Sultan Veled, Alâaddin&#8217;in, sultanlığı ona bırakmayı bile düşündüğünü anlatır.</p>
<p>Yine Sultan Veled&#8217;e göre, Konya&#8217;da ancak iki yıl yaşayan Muhammed Bahâeddin Veled, 12 Ocak 1231 tarihinde vefat etmiştir. 7 Cenazesinin kalktığı gün, âdeta bir kıyamet gününü andırır ve cenazesinde kadın-erkek, bilgin, padişah, halk herkes bulunur. Padişah bir hafta yas tutmuş, Bahâeddin&#8217;in ruhu için yemek dağıttırmış ve yoksullara ihsanlarda bulunmuştur.8<br />
<strong><br />
Doğum</strong><br />
&#8220;Günümüzde Afganistan&#8217;ın sınırları içinde olan, o dönem bir Türk şehri konumundaki Belh&#8217;te 30 Eylül 1207 tarihinde doğmuştur. 9 Doğum tarihi hususunda çeşitli rivayetler mevcuttur. Ekseriyetle 1207 tarihi savunulmuştur. Bu hususta en sağlam güvenilir kaynak, Meviâna ve ailesini yakından tanıyıp takip edenlerin rivayetlerini öğrenmek suretiyle en doyurucu menkibeli biyografya kitabını yazan, Mevlâna&#8217;yı en iyi şekilde anlatan Eflakî Ahmet Dede (14. asır)&#8217;dir.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-4-37"><br />
<strong>Biraz Belh&#8217;i Tanıyalım</strong><br />
Doğduğu şehir olan Belh, Eski ve Ortaçağda önemli bir şehir. Efsanelere göre Turan Hükümdarı Efrasiyab&#8217;ın başkenti. Zerdüştilerin kutsal şehri. Hint,Çin, Türkistan, İran ticaret yollarının kesiştiği ova. Akamenidler&#8217;i, İskender&#8217;i görmüş. Budizm, Mecusilik, Hıristiyanlık, Mani dinlerini, Ak Hunları tanımış&#8230;</p>
<p>islâm&#8217;ın erken dönemi sayacağımız 708 yılında Kuteyb B.Müslim tarafından Müslüman Arapların eline geçmiş. Abbasiler,<br />
Saffariler, Samaniler, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Hıtaylar, Gurlular ve Türklerin yönetimi altında büyük gelişme göstererek, Arap coğrafyacıların tanımı ile &#8220;Ümmü&#8217;l-Bilad&#8221; şehirlerin anası ünvanını alır.</p>
<p>Belh, Türk Harzemşahların elindedir.Mevlâna Celaleddin Muhammed Rumî 1207 yılında dünyaya gelir. Sultan Muhammet hüküm sürmektedir. Belh, Horasan&#8217;ın, Merv, Herat, Nişabur&#8217;labirlik dört büyük şehrinden biridir. Horasan ilinin tahıl ambarı.<br />
Rivayettir ki ilk kağıt burada imal edilir. Kağıda, kültüre, medeniyete dost bir belde. Denir ki, şehir nüfusunun dörtte birini din adamları, fakirler, öğrenciler ve onların aileleri oluşturmaktadır. Bu özellik ona ayrıca &#8220;İslâm&#8217;ın kubbesi&#8221; unvanını yakıştırır. Ünlü vezir Nizamül Mülk&#8217;ün &#8220;Nizamiye Medresesi&#8221; ile de, İslâm Alimlerinin çekim merkezi olur.</p>
<p>iyilik ve güzelliklerin yanında zaman zaman küfürbazlık, rüşvet, adaletsizlik gibi kötü şöhretlerle de anıldığı olur.</p>
<p>Bütün mezhepler ve meşreplere yurtluk yapmakla birlik, Sufi Vaizler, Hanefi Fakihler, Kelamcılar asıl nüveyi oluşturur.<br />
Tartışmalar şiddetlidir. Muhammet Harzemşah bu çalkantı karşısında müsamahakardır.</p>
<p>Mevlâna&#8217;nın babası Bahattin Veled, Belh&#8217;in sufi eğilimli birfakih ve ünlü vaizidir. Tatlı dilli, açık sözlü, nüktedandır. Büyük bir dinleyici kitlesi, Horasan ve çevresinde binlerce müridi bulunmak-<br /></div><div id="thethe-tabs-4-38"></p>
<p>tadır. Bu özellikler O&#8217;na, bir unvan kazandırır. &#8220;Sultanü-I Ülema&#8221;<br />
O Alimlerin Sultanıdır. Devletlilerle içiçedir. Halkla birlik, onlarında<br />
ilgisine mazhar olur.</p>
<p>Meviâna çocuk yaşta bu kaynaşma ve tartışmaların içindedir.<br />
Her çocuk gibi, zamana uygun; Kur&#8217;an, Tecvit, Hadis, Hat, Hesap<br />
dersleri alır. Kahramanlık destanları, masallar, öğütler, hikayeler,<br />
aldığı eğitimin yardımcı unsurlarıdır. İleri ki hayatında Meviâna<br />
bu kültür hamulesinden sık sık yararlanmayı bilecek, çevresini<br />
bu zengin dağarcığıyla besleyecektir.</p>
<p>Sonuç olarak Mevlâna&#8217;nın doğduğu Belh şehri, Türk, Arap, İran,<br />
Moğol akınlarının da kesişme noktasıdır. Bu topluluklar elinde<br />
Belh, çoğu zaman şereflenirken, zaman zaman zulme de uğramıştır.<br />
Son darbeyi henüz çekirdeği oluşmakta olan Moğollar<br />
vuracaktır. Bundan sonra Harzemşahlarla birlikte Belh&#8217;in talihi<br />
de kararacaktır.</p>
<p>Meviâna çocukluk döneminde, bu şehrin ruhunda ne derece<br />
kalıcı izler bırakacağını ileriki yaşlarda anlayacaktır.. Bu etkilenme<br />
ki, etkileyeceği dünyanın tohumunu da yavaş yavaş olgunlaştıracaktır.<br />
Celaleddin namlı Muhammed&#8217;in doğumu sancılara gebe bir<br />
tarihte gerçekleşecektir. Çağın değil,çağların sancısı ve kaygısının<br />
yegane çaresi olmaya namzet &#8220;Meviâna&#8221; liyakatini alacak<br />
olan Muhammed, bir muştu olarak başta ailesine sonra bütün<br />
insanlığa müjdelenecektir. Muhammed beyaz tenli, maviye çalan<br />
renkli gözlü, siyah saçlı bir bebekti. Sütten yaşıtlarına nisbeten<br />
daha erken kesilen Muhammed, geceleri uyumak nedir bilmiyordu.<br />
Bazen aşırı derecede sessiz, bazen de ailesini tedirgin<br />
edecek şekilde acaip ağlayışlarıyla beşikte iken ailesinin dikkatini<br />
çekmişti. Annesi husursuz bebeğini susturmak için türküler,<br />
ilahiler okuyor &#8220;Uyuyavrum, uyu benim mevlânam&#8221;derdi. Ne<br />
bilsin, Arapça&#8217;da &#8220;efendim&#8221; anlamına gelen bu kelimenin ileride<br />
oğlunun dünyaca anılacak ünvanı olacağını.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-4-39"><br />
<strong>Çocukluğu</strong><br />
Meviâna yaşıtlarına nispeten farklı özellikler gösteren bir çocukluk yaşamıştır. Derin bir bilge olan babasından daha çocuk yaşlarda faydalanmıştır. Eflakî&#8217;nin anlattığına göre Meviâna, daha beş yaşlarından iken çok kere yerinden fırlar ve heyecan geçirirdi. O derece ki, babasının müridleri onu ortalarına almak zorunda kalırlardı. Çünkü onun gözlerine gayb âleminden ruhani suretler ve gizli şekiller görünürdü. Babası: &#8220;Bu sana görünenler gayb â/emindendirler. Amaçları seni Allah&#8217;ın lütuf ve inayetine mazhar etmektir. Onlar o âlemden sana görünen ve görünmeyen hediyeler ve armağanlar getirmişlerdir&#8221; diye oğlunun gönlünü ferahlatırdı.10</p>
<p>Tarihe mühürlerini vurmuş insanlara baktığımızda birçok ortak özelliklerinin olduğunu göreceğiz. Bu özelliklerden birisi de çocukluk dönemlerinde olgunluğa ermeleridir. Yani emsallerine göre kat kat olgun tavırlı olmalarıdır. Oyun ve eğlenceden uzak durarak tefekkür içerisinde yaşının ilerisinde tutum göstermeleridir. Küçük Celaleddin, akranları dere kenarında oyun oynarken gözleri bulutlarda, bakışan Hivdanurlar peşindedir (Hivdanur: Bulutlar arasındaki ay ışığı demektir). Gece in cin uykuda iken, çocuk Meviâna gökyüzünde keşiflerde gözlerini süzdürmektedir. Günde bir öğün yemekle yetinir. Oyuncak istemez. Aklı fikri kitaplardadır. Babasının konukları ile yaptığı ilmi meclislere severek katılır. Çocukluk arkadaşları Hüseyin ve Tarık ne kadar ısrar etselerde saklambaç, ebem kuşağı gibi oyunlara karışmaz. Adeta &#8220;Zaman oyun oynaş zamanı değil, biz aleme oyun için gelmedik&#8221; der sessiz tepkisi ile.</p>
<p>Mevlâna&#8217;nın gözünde babasının apayrı bir yeri vardır. Yazıyı okumayı ilk öğrendiği üstadıdır babası. Babasının yanında geçirdiği anlar en mutlu anlarıdır. Babasına öyle bağlıdır ki gece gözü uyku tutmadığında annesinden masal değil, babasındanhikmetli öğütler dinlemek için ısrar eder. Ailenin yazgısı çocuk<br /></div><div id="thethe-tabs-4-40"><br />
Mevlâna&#8217;nın da kader levhası olacaktır, ve yol haritası açılmıştır, pusula Bahaaddin Veled&#8217;dir.</p>
<p>Yol haritası Mevlâna&#8217;nın yazgısıydı. Yol tükenmeyecek, yolcu her mekanda ayrı bir manâyı keşfedip, kişiliği şekillenip kıvama erecekti. Yolculuk yaptığı her yerde gözlemlerde bulunuyor, dış gözlemi iç dünyasındaki izlenimlere ilave ediyordu. Karşılaştığı, konuştuğu her insandan çeşitli etkileşimler alıyor, içini yakan ve yankısını ruhunun en derin hengamında her dem hissettiği, tarifsiz boşluğu doldurmaya çalışıyordu. (Bu hususla ilgili ayrıntılı bilgileri Mevlâna&#8217;yı etkileyen olaylar bahsinde sunacağız).19</p>
<p></div></div> </p>
<p><a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/islam/biyografi/tennure-ve-ates-hz-mevlana.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/tennure-ates-ve-hz-mevlana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mesneviden Hikayeler</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/mesneviden-hikayeler/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/mesneviden-hikayeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 12:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[mesneviden hikayeler kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[AŞK KIBLEMDİR, SEVGİ SECCADEM… HER İBADETİ BOZMANIN KEFFARETİ VARDIR, AŞK’IN KEFFARETİDE NÂRDIR… Mesnevi sadece bir kitap değildir. Mesnevi, satırlarda insanlığın ve hayatın anlamlı damlalarını okuyucuya sunan bir mâna denizidir. İnsanlar; önce kendini, sonra evreni gösteren ve tanıtan bir aynadır. “Körler &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/mesneviden-hikayeler/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/mesneviden-hikayeler-sinan-yagmur.jpg"><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/mesneviden-hikayeler-sinan-yagmur-167x300.jpg" alt="" title="mesneviden-hikayeler-sinan-yagmur" width="167" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-165" /></a>AŞK KIBLEMDİR, SEVGİ SECCADEM… HER İBADETİ BOZMANIN KEFFARETİ VARDIR, AŞK’IN KEFFARETİDE NÂRDIR…</p>
<p>Mesnevi sadece bir kitap değildir. Mesnevi, satırlarda insanlığın ve hayatın anlamlı damlalarını okuyucuya sunan bir mâna denizidir. İnsanlar; önce kendini, sonra evreni gösteren ve tanıtan bir aynadır. “Körler çarşısında ayna satılmaz” diyen Hz. Mevlâna bizi bize anlatma yolunda büyük bir eseri hediye etmekte ve bizleri insaf, izan ve inanç ikliminde mutluluk nefesi solumaya davet etmektedir.</p>
<p>Mesnevinin, gençliğimize ahlaki bir kişilik kazandırmadaki önemine binaen, milli ve manevi duygularla, karakterini geliştirmiş, aydınlık bir gelecek kurma düşüncesiyle kaleme alınmış hikayele-rinden bir demet sunmayı amaçladık.<br />
Bu kitabımızda çocuğundan, yetişkinine kadar tüm insanlığın kendine bir ders çıkaracağı mutlaka bir hikaye vardır. Ayrıca her hikayenin sonunda O hikayeden çıkaracağımız dersler ile ilgili mesaj pasajı vardır.<br />
<span id="more-164"></span><br />
Barkod : 9786051130385<br />
Boyut : 12&#215;21<br />
Sayfa Sayısı : 145<br />
Basım Tarihi : 2010<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur<br />
<h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-5" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-41">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-42">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-43">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-44">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-45">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-46">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-47">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-48">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-49">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-5-50">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-5-41">test</div><div id="thethe-tabs-5-42">test</div><div id="thethe-tabs-5-43">test</div><div id="thethe-tabs-5-44">test</div><div id="thethe-tabs-5-45">test</div><div id="thethe-tabs-5-46">test</div><div id="thethe-tabs-5-47">test</div><div id="thethe-tabs-5-48">test</div><div id="thethe-tabs-5-49">test</div><div id="thethe-tabs-5-50">test</div></div><br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/islam/dini-hikayeler-menkibeler/mesneviden-hikayeler.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/mesneviden-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilmezsiniz Ama Babalar Da Ağlar</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/bilmezsiniz-ama-babalar-da-aglar/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/bilmezsiniz-ama-babalar-da-aglar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 07:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur işlk kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Babamızı çok sevmiş olabiliriz ancak babamız hayatta iken değil. Ya babamızı kaybedince onun yokluğunun acısı bize öğretti baba sevgisini ya da biz baba olunca anladık baba yüreğinin ne demek olduğunu. Kızlar el ocağına gidince anladı baba ocağının kadrini, baba kucağının &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/bilmezsiniz-ama-babalar-da-aglar/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/bilmezsiniz-ama-babalarda-aglar-186x300.jpg" alt="" title="bilmezsiniz-ama-babalarda-aglar" width="186" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-126" />Babamızı çok sevmiş olabiliriz ancak babamız hayatta iken değil. Ya babamızı kaybedince onun yokluğunun acısı bize öğretti baba sevgisini ya da biz baba olunca anladık baba yüreğinin ne demek olduğunu. Kızlar el ocağına gidince anladı baba ocağının kadrini, baba kucağının sıcaklığını. Babalar peK^nlaşılmadı yavrularınca, ya da nedendir bilinmez daima yanlış anlaşıldı. Ağlamaları yasaktı babaların. Duyguları sindirilmiş ya da doğuştan yürekleri dondurulmuştu. Suskun bir teslimiyete mahkum edilmişlerdi adeta.<br />
Şu yeryüzünde &#8220;babalar&#8221; ne acıklı bir durumdadır! Jğğ istediğiniz kadar erkeklerin üstünlüğünden söz edin, hatta Türkiye için erkek egemen bir toplum deyin, kadınların ezilip horlandığından yakının&#8230; Asıl horlanan, dışlanan, haksızlığa uğratılan babalardır. Türk toplumu, sanılanın ve iddia edilenin aksine, tam &#8220;ana egemen&#8221; bir toplumdur. Mevhum güçlerine ve iktidarlarına rağmen babalar dehşetli bir ezilmişlik ve yalnızlık içindedir. Güç ve iktidarsa bütünüyle anaların ve çocukların elindedir.<br />
Bu kitapta babaların bilinmeyen iç dünyalarını, örtülmüş veya ertelenmiş duygularını şiirsel, türküsel yalnızlık destanlarını okudukça dökülmeye hazır damlalarınızı, onların kuraklıktan bitap düşmüş hicran tüten yüreklerine akıtacaksınız&#8230;<br />
<span id="more-124"></span><br />
Barkod : 9789757173809<br />
Boyut : 13&#215;19<br />
Sayfa Sayısı : 212<br />
Basım Tarihi : 2007<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur<br />
<h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-6" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-51">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-52">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-53">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-54">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-55">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-56">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-57">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-58">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-59">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-6-60">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-6-51"><br />
Sonra o sesler, eksilmeyen sesler ve hayatın durgun, ağır ağır akışı gibi&#8230;<br />
<em>Yaşamanın yaralı yanları işte!<br />
Her köşe başı ben, her köşe başı sen&#8230;<br />
Adı mı?<br />
Adı, yaşam!<br />
Adı, yaşamın kırıntıları!<br />
Adı, yaşamın hastalıklı yanları! Yanlarımız&#8230;<br />
Yetti be hayat!<br />
Bir de cinnet yüklenecek sırtımıza şimdi, sus diyemedikçe çığlıklara!<br />
Ve saramadıkça hem kendi hem de başkalarının yaralarını&#8230;</em></p>
<p>Eksilmez bir devamlılıktı baba. Bütün evi, sokağı ve hayatı doldururdu. Varlığında heybetiyle, sesiyle, öfkesiyle&#8230; Yokluğunda çıkıp gelme, gelip kızma ihtimaliyle. Onun düşünmediği,bilmediği, duymadığı ne olabilirdi; ya da saklayacağımız, ondan kaçıracağımız? Galiba her yerde gözü kulağı olurdu babamızın, eli her yere yeterdi. Evde ne varsa yaş ve kuru, onun elinden çıkmaydı. O alırdı, o bulup getirirdi, o diker ve yetiştirirdi&#8230; iğneden ipliğe her eşyanın yerini bilir, bir şey eksilecek, kaybolacak olsa fark edip hesabmı sorardı.</p>
<p>Bütün bunları yapardı da, kendisi için, kendi keyifçiği için ne isterdi? O galiba kendisi diye bir şey bilmezdi. Bizim şimdilerde uydurduğumuz, yaşamak, iyi yaşamak, hayattan keyif almak gibi kelimeler, onun sözlüğünde yoktu. O, içine doğduğu, öyle bulduğu, değişeceğini, başkalaşacağmı asla hayal etmediği bir düzeni ve hayatı yaşardı. O hayatm anlamı, evin çekip çevrilmesi, karınların doyması, ele güne muhtaç olunmaması, ço-<br /></div><div id="thethe-tabs-6-52"><p>cukların sağ salim büyütülüp okutulması, baş göz edilmesiydi onuniçin. Ve bir gün yaşlanacağını, elden ayaktan kesileceğini hatta ölümü bile düşünmeden çalışmak, mütemadiyen çalışmak . . .<br />
Böyle bir adamlardı ki yerleri asla dolmazdı. </p>
<p>Bu yüzden ölümleri kocaman, tarif edilmez bir boşluk doğururdu. Evin direği yıkılır, güneş batar, sesler kesilirdi. Ev tenhalaşır, eşyanın üstüne derin bir sükût çöker, bahçeler boşalır, ağaçlarda yaprak kımıldamaz ve zaman durur&#8230; Büyük bir uğultu kaplardı her yanı. Sonra o dağları, tepeleri saran, ağaçların yapraklarını kıpırdatan, otları yana yatiran, suların yüzünde bir dalgalanma, bir üşüme meydana getiren çığlıklar duyulurdu: Babam öldüüü! O sesin yankısı gelirdi karşı dağlardan, derelerin çağıltısına karışarak gelirdi. Babam öldüüüü! Havada rastgele kuş sürüleri dolaşırdı. Koyu dumanlar yükselirdi göğe. Birbirini bastıran hıçkırıklar, kimsenin yüzüne bakmadığı çocuklar; çocuklarda korkular&#8230;</p>
<p>Babamız öldü mü böyle ölürdü!</p>
<p>Babamızdan geriye boş bir ev kalırdı, sahipsiz&#8230; Hiçbir bedenin dolduramayacağı köşeler, hiçbir ele yakışmayacak âletler&#8230; Sahibiyle göçüp giden bir saltanat gibi büyüsünü yitirirdi her şey. Ondan kalan ne varsa, kendini kıskanırdı başka ellerden, yakışmazdı onlara. Ve ebediyen sahibini hatırlatıp durmak ister gibi mağrur bakar dururlardı yerlerinden. Babasızlık, evin sahipsizliği, kapıların boşluğu, yollarm ıssızlığı, yeni bir hayat gibi gelip yerleşirdi. Artık onun kokusunu, yüzünün ışığını arardık odalarda, eşyalarda elinin sıcaklığını yoklardık. Uzaktan gülümsediğini hayal ederdik. Sıcak, kapanmaz bir yaraydı ölüm aramızda. Derken, alıştığımızı sanırdık, yalan! Dokunsak kanardı yara.</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-53"></p>
<p>Babalar, otorite ve güçlerine rağmen, &#8220;anne ve çocuklar&#8221; cephesinin karşısında çoğu zaman yenik düşen yalnız ve zavallı adamlardır. Evde iktidar onların elinde gibi görünse de bu, göstermeliktir. En azmdan evdeki yaşam alanı için böyledir. Babalar evde &#8220;iktidar&#8221; olabilirler; ama asla muktedir olamazlar. Anne ve çocuklar, isterlerse evde &#8220;baba&#8221;ya hareket alanı bırakmaz ve evi onun için bir cehenneme çevirebilirler. Görünüşte iktidar sahibi olan baba, evde yabancı, savunmasız ve çaresizdir. Kendisinden habersiz ne dolaplar döner, ne düzenler çevrilir de ruhu bile duymaz onun. Evde, anne ve çocuklar dayanışmasının &#8220;sakın babamız duymasın&#8221; kuralı yürürlüktedir.</p>
<p>Dün, babalar vardı; yüreklerinde kolay kolay sönmeyecek yangmlarm çıkardığı savurgan deli fırtınalarla kasıp kavrulan&#8230; Ve nice fidan vardı; henüz köküne su yürürken ülkem pınarlarından; filize duramadan koparılan ve kül eden bir yangının alevleriyle sonsuza savrulan&#8230;</p>
<p>Umutları vardı oysa! Bir çmar olma istenciyle yarınlara dal budak salmayı düşleyen&#8230; O düşlere yangın düşerken, körpe fidanlar elbette bağrımızda bir çmara dönüşerek büyüyecek, nice meyveler verecek tarihin şerefli sayfaları arasmda.</p>
<p>Ama&#8230; İşte, ama&#8217; sı var dünün yine de&#8230; O ama&#8217; ların muamması içinde düğümlenen babalar; hıçkırıklarıyla düğüm düğüm ağıt yakan analar kadar seslice haykıramıyorlardı. Acıtan çığlıklarını zehirli bir sıvı gibi içlerine akıürken; çelik gibi sağlam, kaya kadar dik ve korunaklı idi evlatlarının arkasında, çıkarsızca&#8230;</p>
<p>Ahhh&#8230; Ya babalarm içine düştükleri yangmları kim nasıl söndürecek, hangi korunaklı kayaya dayayacaklardı sırtlarını? Söndürebilecekler miydi, göz pınarlarının tazyikiyle yürek yangınlarını?</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-54"></p>
<p>Babamıza, ettiklerimizin hesabmı zor veririz. Yaşamın bütün yükünü o omuzlar. Dışarıda bin türlü insanla hırgür eder. Sayısız dalaverenin içinde gemi yüzdürmeye, sahil-i selamete ulaşmaya çalışır. Belki günde bin kere kırılır, ruh fırtınaları yaşar ve çözümsüz sorunlar içinde kıvranır. Bunları çoğu zaman sezdirmez bile evine. Tek başına bir kahraman gibi savaşır yaşamın güçlükleriyle. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de evden dışlanır, yalnızlığa itilir&#8230; Yazık babalara ki, ne oturup ağlayabilirler, ne çantayı alıp annesine gidebilir, ne de komşu komşu dolaşıp iç sıkıntılarını ağıtabilirler. Babalar ne varsa ve ne olduysa içlerine atarlar; kaya gibi içlerinde saklarlar yaşamm tortusunu. Kimse bir baba kadar konuşmaya, iç dökmeye ve ağlamaya susamamıştır.</p>
<p><em>Baba yüreğim alazlarda<br />
Yandı! Yanıyor!</p>
<p>Sevda çöl dedin&#8230; dikkat et dedin<br />
Bir an için unuttum bana, sevdim<br />
Şimdi çöl ortasında yalnızlığımla susuyorum mutluluğa</p>
<p>Baba tut elimden<br />
Beni çocukluğuma götür hadi&#8230;</em></p>
<p>Çocuklarm, hele erkeklerin babalara ihaneti, affedilir cinsten değildir. Kendilerini elinden tutup hayata başlatan &#8220;baba&#8221;, bir gün iktidar alanını paylaşmayı reddettiğinde ihaneti hak etmiştir onlarm gözünde. Ve artık bir soğuk savaş dönemi başlamıştır aralarmda. Böyle bir iktidar çatışmasının tarafı olmayan  kızlarsa babalarının &#8220;güzel meleği&#8221; olarak sürdürürler yaşamla- </p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-55"><br />
rını. Aslında biraz gözden kaçar; ama bir yaştan sonra kızlar, babalarının biricik dert ortağı olacaktır. Evdeki uzlaşmanın mimarı da kızlar olur çoğu zaman.</p>
<p>Baba olmadan babaları anlamanm güç olduğunu düşünüyorum. Babaların uğradığı haksızlığa üzülmüşümdür her zaman. İçlerinde taşıdıkları kayanm ağırlığı bitirir onları. Onlar da anneler kadar sevilmeye, güzel ve ince sözlerle okşanmaya muhtaçürlar.<br />
<em><br />
Bu çığlıklar ki, yaşamın kıyısı köşesi&#8230;<br />
Bu çığlıklar ki, baştan aşağı ben, baştan aşağı siz&#8230;<br />
Bu çığlıklar ki, günümüz toplumunun yarma yürüyen ayak sesleri&#8230;<br />
Bu çığlıklar ki, acı gerçeğimiz&#8230;<br />
Baba duy çığlığımı! Sessiz çığlığımın sesi sen, soluğum sen.<br />
Yaşam en acımtırak yanıyla çürütürken gövdemi,sinemde kokun hala taze babam.</em></p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-56"></p>
<p>Babalar Yüreklerini Gösteremez Yavrucuğum </p>
<p>Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağmm altma sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bir dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.</p>
<p>Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sabah kızmıştım sana. Okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu<br />
görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarmı yere attığında sana öfkeyle bağırdım. Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafa saçıyordun, lokmalarmı çiğnemeden<br />
yutuyordun, dirseklerini masaya koymuştun ve ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen sokağa oyun oynamaya çıkıyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana baktın, el salladın ve &#8220;Güle güle babacığım&#8221; dedin. Bense kaşlarımı çatıp &#8220;Kambur durma!&#8221; diye bağırdım sana.</p>
<p>Akşamüzeri de durum aynıydı. Eve gelirken seni yere çömelmiş, arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çoraplarm yırtılmıştı. Arkadaşlarının yanında, seni önüme katıp eve götürerek küçük düşürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan daha dikkatli olmalıydın. Düşünebiliyor musun oğlum, bunları sana baban söylüyordu!</p>
<p>Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin. Gözlerinde içirtmiş bir ifade vardı. Gazetemin üzerinden sana baküğımda bir 911 için çıkmaya yeltendin. &#8220;Ne istiyorsun?&#8221; diye bağırdım sana.</div><div id="thethe-tabs-6-57"></p>
<p>Hiçbir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. Hem de büyük bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın. Az zaman sonra gazetem elimden düştü ve müthiş bir korkuyla titredim! Eski saçma alışkanlıklar bana neler yaptırıyordu? Sürekli hatalarını buluyordum senin! Minik bir oğlan çocuğu olduğun için seni böyle mi ödüllendiriyordum! Seni sevmediğim için değildi bu; gençlikten çok azla şey beklediğim içindi. Seni kendi zamanımın kısır değer yargılarına göre değerlendiriyordum çünkü.</p>
<p>Oysaki senin karakterinde ne güzel özelliklerin vardı! Minik kalbin aslmda öylesine yüceydi ki! Bu gece gelip bana iyi geceler öpücüğü verişin de bunu kanıtlıyor. Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta, yatağmm yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum. </p>
<p>Bunları sana uyanıkken anlatsam da anlayamazsm biliyorum. Ama yarm gerçek bir baba olacağım. Seninle oyunlar oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü sözler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime, bir dua gibi, sürekli tekrarlayacağım. &#8220;O sadece minik bir çocuk! Sadece minicik bir çocuk!&#8221;</p>
<p>Galiba seni büyük bir adam gibi gördüm. Oysa şu anda net olarak anlıyorum ki sen hâlâ bir bebeksin! Daha dün annenin kolları arasındaydın ve başmı onun omzuna dayamıştın. Senden çok şey bekledim yavrum, çok şey bekledim!</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-58"><br />
<strong>Baba Olmayı Yeğlerim</strong><br />
Kadınlar toplumun gözünde, evlerini temizlemek ve çocuklarına bakmakla yükümlü bireyler olarak görülmekten bıkmış olabilirler; ben de bir o kadar, ekmek parası kazanmakla yükümlü bir insan gibi görülmekten sıkıldım.</p>
<p>Çok ilginç bir işim var. Onu gerçekten de çok seviyorum. Ve oldukça iyi kazanıyorum. Oysa çocuklarımın gelişimi beni, işimin gelişmesinden çok daha fazla ilgilendiriyor.<br />
Ben bir baba olmayı yeğlerim.</p>
<p>Arkadaşlarımla sıkça bir araya gelip bu konuda konuşuruz. Kimileri doğrudan konuya girerler; kimileri de düşüncelerini dolaylı olarak belirtirler. Ama söylemek istedikleri hep aynı şeydir.</p>
<p>İş, önemli bir yükümlülüktür. &#8220;İş, maaş çeklerimizi aldığımız yerdir,&#8221; derler ve bu önemli bir nedendir.</p>
<p>Oysa tıpkı bir karşı direniş gibi, sayıları giderek artan pek çok baba, bir anne için doğal sayılabilecek bir çabayla, kendilerini babalık görevlerine adamayı istiyorlar. Sıradan olmaktansa,normal olmayı istiyorlar. Bir keresinde bir maraton koşucusu bana, sıradanlıkla normallik arasmdaki farkı anlatmıştı. Bir insanın, yıkılmadan 15-20 kilometre koşmasının normal olduğunu söylemişti. Çoğu erkeğin birkaç yüz metre koştuktan sonra soluk soluğa kalması ise sıradandı.</p>
<p>&#8220;Ve sıradanlık, kendinizi sınırlamak istediğiniz bir durum olmamalıdır,&#8221; diye sürdürmüştü konuşmasmı. Hedefiniz normali bulmak ve ona ulaşmak olmalıdır. Ben, kendim için normal olan şeyin yavaş yavaş farkma varmaya başlıyorum. Hedefim kesinlikle çocuklarımın ya-<br /></div><div id="thethe-tabs-6-59"></p>
<p>şamlarına ve oyunlarına daha çok karışmak değil. Asıl istediğim çocuklarıma daha çok zaman ayırabileceğim bir yaşama sahip olmak. Örneğin benim hakkımda öğrenmek istedikleri her şeyi onlarla paylaşabilmek. İş yerinde neler yaptıklarımdan söz etmek, insanlara nasıl davrandığımdan, işimi nasıl planladığımdan ve yola koyduğumdan, baskıya nasıl karşı koyduğumdan, sonuçta elime geçen şeylerden.</p>
<p>Ya da onlar için önemli bir konuda, karar verici yapıda bir tartışma başlatmak. Ya da aile içindeki baskıları onlarla paylaşıp, bunlarm ortak yaşamımızı nasıl etkileyebileceğinden söz etmek.</p>
<p>Ayrıca çocuklarımın okul tiyatrosundaki başarılarını izlemek ya da piyano resitallerini alkışlamak istemek de bana normalmiş gibi geliyor. Onları izlemek için iş yolculuklarımı ileri bir tarihe atıp, randevularımı iptal edebilir, toplantılarımın yarısmda çıkıp gidebilirim. Ben sıradanlığı değil, normal olmayı seçiyorum.</p>
<p>Kendimi sınırı aşmaya zorluyorum. Hâlâ tüm gücümle, benim gibi normal olmaya çabalayan erkekleri, sıradan erkeklerin çizdiği yoldan çıkarmaya uğraşıyorum. Sıradanlığı silip süpürmeden, normal erkeklerin ortaya çıkmalarmı nasıl sağlayabilirim?</p>
<p>İnsan yaşamı boyunca, üç çocuğuna babalık yapmaktan daha anlamlı bir iş yapabilir mi? Onlar bir zamanlar dünyada  yoklardı, oysa şimdi yaşamdalar. Can yakıyor, yaralarımızı sarıyorlar, seviyorlar ve gülüyorlar; hata yapıyorlar ve çevrelerinde büyülü bir ortam yaratıyorlar; günün birinde onların da çocukları olacak, sevinecekler, üzülecekler&#8230;</p>
<p>Bu çok önemli. En sonunda bunu anladım ve babalık görevimi gerektiği biçimde yerine getirmeye kararlıydım ama</p>
<p></div><div id="thethe-tabs-6-60"><br />
yardıma gereksinimim olduğunu da söylemeden edemeyeceğim Keşke biz erkekler normal olabilmek için birbirimize biraz daha fazla destek olabilseydik.</p>
<p>Kim bilir ne zaman içimizden biri, &#8220;para kazanmaktan&#8221; başka işe de yaradığımızı fark edecek? İşten izin alıp çocuklarıyla birlikte okul gezisine gitmek isteyen bir babaya kim destek verecek? İşinde yükselme şansmı geri tepme pahasma da olsa, eve iş getirmek istemeyen bir adamı kim kutlayacak?<br /></div></div><br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/edebiyat/roman-yerli/bilmezsiniz-ama-babalar-da-aglar.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/bilmezsiniz-ama-babalar-da-aglar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim Annem Bir Melek (Sinan Yağmur)</title>
		<link>http://www.sinanyagmur.com.tr/benim-annem-bir-melek-sinan-yagmur/</link>
		<comments>http://www.sinanyagmur.com.tr/benim-annem-bir-melek-sinan-yagmur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 12:11:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[benim annem bir melek]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[sinan yağmurun ilk kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinanyagmur.com.tr/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[“Annelerimiz ile ilgili çok takdir edilen, sadece annelerin değil aynı zamanda herkesin okuması gereken bir eser.” Bülent ARINÇ/T.B.M.M Bşk. “Annelerimizin ödenemez kıymetlerini iliklerimize kadar işleyen, mutlak suretle okunması gereken bir kitap.” Sinan AYGÜN / ATO Bşk. “Kitabı okuduğumda çok etkilendim, &#8230; <a href="http://www.sinanyagmur.com.tr/benim-annem-bir-melek-sinan-yagmur/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.sinanyagmur.com.tr/wp-content/uploads/2011/08/edebiyat-ani-yasam-benim-annem-bir-melek20110617163254-200x300.jpg" alt="" title="edebiyat-ani-yasam-benim-annem-bir-melek" width="200" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-31" />“Annelerimiz ile ilgili çok takdir edilen, sadece annelerin değil aynı zamanda herkesin okuması gereken bir eser.”<br />
Bülent ARINÇ/T.B.M.M Bşk.<br />
“Annelerimizin ödenemez kıymetlerini<br />
iliklerimize kadar işleyen, mutlak suretle<br />
okunması gereken bir kitap.”<br />
Sinan AYGÜN / ATO Bşk.</p>
<p>“Kitabı okuduğumda çok etkilendim, mükemmel bir anlatım tarzı var.”<br />
Av.Ahmet KÜÇÜKLER / Erzurum Büyükşehir Bel.Bşk.<br />
“Bu eser, anneliğin yitirmeye başladığımız önem ve değerini gelecek kuşağa hatırlatma gibi ilmi bir köprü görevini yürütüyor. ”<br />
Doç. Dr. Adem ESEN /Selçuklu Bel.Bşk.<br />
“Annenize mutlaka bu kitabı hediye ediniz. Onları mutlu edecek her evde olması gereken bir kitap.”<br />
Esra CEYHAN / Tv programcısı<br />
“Benim annem bir melek biz annelerin yüreğinin sesi olmuş,<br />
ağlamaktan okumakta zorlandım. Yanınızda evlatlarınızın fotoğraflarını<br />
bulundurarak okuyunuz.”<br />
Ayşe AYYILDIZ/Pedagog<br />
<span id="more-30"></span><br />
“Annelerin özellikle, anne adaylarının ve bütün kızların kesinlikle okuması gereken öncelikli bir kitap.”<br />
Gülseren ÇINAR /Eğitimci<br />
“Nihayet biz anneleri anlayan ve anlatan bir kitapla karşılaştım, her satırda kendinizi, özünüzü buldukça duygulanmamak elde değil .”<br />
Dr. Sema SOYSAL/Kadın ve Çocuk Sağlığı uzmanı<br />
“Annelik ile ilgili her şeyi ele almış akıcı, etkileyici özgün bir kitap.”<br />
Ali ÜNLÜ/ Araştırmacı-Yazar</p>
<p>Barkod : 9789757173748<br />
Boyut : 13×19<br />
Sayfa Sayısı : 190<br />
Basım Tarihi : 2006<br />
Kapak Türü : 2.Hamur<br />
Kağıt Türü : 2.Hamur</p>
<p><h2 class="thethe-tabs-group-title">Kitabın İlk 10 Sayfası</h2><div id="thethe-tabs-7" class=" thethe-tabs-group"><ul><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-61">1.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-62">2.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-63">3.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-64">4.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-65">5.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-66">6.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-67">7.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-68">8.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-69">9.Sayfa</a></li><li class="thethe-tab"><a href="#thethe-tabs-7-70">10.Sayfa</a></li></ul><div id="thethe-tabs-7-61">test</div><div id="thethe-tabs-7-62">test</div><div id="thethe-tabs-7-63">test</div><div id="thethe-tabs-7-64">test</div><div id="thethe-tabs-7-65">test</div><div id="thethe-tabs-7-66">test</div><div id="thethe-tabs-7-67">test</div><div id="thethe-tabs-7-68">test</div><div id="thethe-tabs-7-69">test</div><div id="thethe-tabs-7-70">test</div></div><br />
<a class="acil" rel="nofollow" href="http://www.acilkitap.com/edebiyat/ani-yasam/benim-annem-bir-melek.htm" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinanyagmur.com.tr/benim-annem-bir-melek-sinan-yagmur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

